Birinci yüzyılda, şimdiye kadar yaşamış en olağanüstü insanlardan birine tanık oluyoruz. Doğmadan önce annesine onun diğer insanlar gibi olmayacağı, ilahi olacağı söylenmişti. Bir yetişkin olarak, mesajını iletmek ve mucizeler gerçekleştirmek için yolculuk yaptı. Hastaları iyileştirdi, cinleri kovdu ve hatta ölüleri diriltti. Etrafında onu Tanrı’nın oğlu olarak gören öğrencileri vardı. Sonunda, yaptığı işler nedeniyle onu tutuklayan, yargılayan ve idam eden yönetim yetkililerinin dikkatini çekti. Daha sonra, takipçileri onun hayatta olduğunu ve göksel yerlerde oturduğunu söylediler.
Ve bu adamın adı Tyana’lı Apollonius’tu.
Birçok “tanrıdan” biri olarak İsa
Tahmin edilebileceği gibi, akademisyenler Apollonius’u antik Greko-Romen dünyasında bir anlamda ilahi olarak kabul edilen pek çok insan olduğunun kanıtı olarak göstermekte hızlı davranmışlardır. Elbette bu, onların evrenin Tanrısı, önceden var ve yüce oldukları anlamına gelmiyordu. Daha ziyade, diğer birçok Greko-Romen tanrısı gibi bir tür yarı-tanrısal statüye yükseltilecek kadar özel kabul edildikleri anlamına geliyordu. Bu bilimsel çerçeve daha sonra bir şekilde İsa’ya uygulanmıştır. İsa’nın takipçilerinin, en azından ilk aşamalarda, onu evrenin en yüce Tanrısı olarak görmedikleri iddia edilir. Ancak onu, Tyana’lı Apollonius’tan çok da farklı olmayan, bir tür tanrı benzeri statüye yükseltilmiş sıradan bir adam olarak görüyorlardı.
İsa’nın Tanrısallığı ve Yuhanna İncili
Şimdi, bir Hıristiyan bu iddiayı, İsa’nın sadece ilahi değil, aynı zamanda Eski Antlaşma’nın Tanrısı olduğunu iddia ettiği sayısız yere işaret ederek çürütecektir. Listenin başında Yuhanna 1:1 gelir: “Başlangıçta söz vardı, söz Tanrı’yla birlikteydi ve söz Tanrı’ydı.” Bu bölüme Yuhanna 8:58 ya da Yuhanna 10:30 gibi pasajlar eklenebilir.
Konu kapandı, değil mi?
Ancak, modern bilginlerin bu mantık silsilesine bir cevabı vardır. Elbette, Yuhanna İsa’yı tamamen ilahi olarak sunar, ancak o muhtemelen birinci yüzyılın 90’lı yıllarında yazılan son İncil’di. O zamana kadar İsa’nın ilahi statüsü büyümüş, genişlemiş ve gelişmiştir. Eğer 70’li yıllarda yazılmış olan en eski İncil’e (Markos) geri dönerseniz, o zaman çok insani bir İsa bulursunuz.
Şimdi, bu mantık silsilesinin insanlar için ne kadar ikna edici olduğunu küçümsememeliyiz. Geçen yıl Princeton Üniversitesi’nde “Kayıp İnciller” üzerine bir konferans verdim ve bu, duyduğum en yaygın argümanlardan biriydi.
Birinci Yüzyıl Yahudiliği ve Eski Antlaşma’nın Tanrısı
Yeni Antlaşma’da İsa’nın sadece bir tür yarı-ilahi statüye sahip olarak değil, Eski Antlaşma’nın Tanrısı olarak görüldüğüne dair daha erken kanıtlar var mıdır? Bu, ilk Yahudilerin Eski Antlaşma’nın Tanrısı’nı nasıl gördüğüne bağlıdır. Birinci yüzyıldaki tektanrı inancına sahip bir Yahudi’nin Tanrı’nın sahip olduğunu düşündüğü ayırt edici özellikler nelerdi? Başka bir deyişle, Tanrı’nın evrenin en yüce Tanrısı olması için hangi özelliklere sahip olması gerekiyordu?
Cevabı bulmak zor değildir. En eski kaynaklarımız, birinci yüzyıldaki tektanrı inancına sahip Yahudilerin Eski Antlaşma’nın Tanrısını iki temel şekilde tanımladıklarını göstermektedir. Birincisi, Eski Antlaşma’nın Tanrısı tapınılması gereken tek Tanrı’dır. Kutsal Kitap’ın Tanrısı tek gerçek Tanrı’dır ve bu nedenle ibadet edilmesi gereken tek Tanrı’dır. İkincisi, Eski Antlaşma’nın Tanrısı her şeyin yaratıcısıydı. Bir Yahudi için iki (sadece iki) varlık kategorisi vardı: Yaratıcı ve yaratılan. İncil’in Tanrısı ise her şeyi yaratan ve kendisi yaratılmamış olandır.
Peki, Yuhanna’dan önce gelen ve İsa’nın bu iki özelliğe de sahip olduğunu, sadece ona tapınılması gerektiğini ve her şeyin yaratıcısı olduğunu onaylayan herhangi bir erken dönem Hıristiyan metni var mı? Cevabı evettir. Ve bu kaynaklar sadece Yuhanna’dan önce değil, aynı zamanda Markos’tan da öncedir. Dahası, bu kaynakların kökleri elimizdeki tüm Yeni Antlaşma yazılarından daha eskiye uzanmaktadır.
Pavlus ve İsa’nın Tanrısallığı
İlk Hıristiyanların İsa’nın tanrısallığı hakkında ne düşündüklerini anlamak için Tarsuslu Pavlus’a dönelim. Neden Pavlus? Larry Hurtado bunu en iyi şekilde açıklıyor: “Pavlus Hıristiyanlığı, Hıristiyan hareketinin tartışmasız birinci el kaynaklardan doğrudan erişebildiğimiz en eski şeklidir” (Lord Jesus Christ, 85) Göreceğimiz gibi, Pavlus İsa’nın sadece yarı-ilahi bir Tanrı olduğuna inanmıyordu. Aksine onu İsrail’in tek Tanrısı, evrenin önceden var olan Rabbi olarak görüyordu. Pavlus’un 50’li yıllarındaki yazılarından sadece iki örneği ele alalım. İlk olarak, Pavlus’un 1. Korintliler 8:5-6’daki dilini düşünün: ”Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da –nitekim pek çok “ilah”, pek çok “rab” vardır– bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler O’nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih’tir. Her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O’nun aracılığıyla yaşıyoruz.”
Putlara sunulan yiyecekler bağlamında verilen bu ifadenin özünde Pavlus’un tektanrıcılığı destekleme kaygısı yatmaktadır. Pagan inancında mevcut olan birçok sahte tanrının aksine, kült tapınmasını kabul etmeye layık olan tek bir Tanrı vardır.
Gerçekten de, Pavlus’un eski İsrail’in temel tektanrıcı itirafı olan Yasa’nın Tekrarı 6:4 şöyle yazar: ’Ey İsrail, dinle: Tanrımız Rab, tek Rab’dir.” Ancak dikkat çekici olan, Pavlus’un şimdi Rab İsa Mesih’i de şema’ya dahil etmesi, hatta onu tanımlamak için aynı kelimeyi (“Rab”) kullanmasıdır. Pavlus sanki artık iki tanrı varmış gibi İsa’yı tanrılığa eklememekte, aksine İsa’yı Yahve’nin ilahi kimliğine dahil etmektedir.
Pavlus’un Tanrı’ya atfettiği yaratma eyleminin aynısını İsa’ya da atfetmesi bunu doğrulamaktadır: “Her şey O’nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O’nun aracılığıyla yaşıyoruz.” İsa yaratıcı bir eylemin alıcısı değil, yaratıcı eylemi gerçekleştiren kişidir. Bu nedenle Bauckham şu sonuca varır: “Pavlus’un 1. Korintliler 8:6’da ifade ettiğinden daha yüksek bir Kristoloji pek mümkün değildir ve… [bu] tüm Yeni Antlaşma Kristolojisinin ortak karakteridir” (2008: 30).
Diğer pasaj, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, İsa’nın her şeyin Rabbi olduğuna dair en açık ve en derin beyanlardan biri olan Filipililer 2:6-11’dir. Şöyle yazar: ”Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. Bunun için de Tanrı O’nu pek çok yükseltti ve O’na her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa’nın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için İsa Mesih’in Rab olduğunu açıkça söylesin.”
Bu son ifade açıkça Yeşaya 45:23’e dayanmaktadır; burada orijinal bağlamda Yahve şöyle demektedir: “Kendi üzerime ant içtim, ağzımdan çıkan söz doğrudur, boşa çıkmaz: Her diz önümde çökecek, her dil bana ant içecek.” Pavlus sadece Yahve’ye ait olan yüceliği alıp İsa’ya uygulayarak, İsa’yı ilahi kimliğin tam bir parçası olarak gördüğünü göstermektedir. Bu nedenle Hurtado, Filipililer 2:6-11’e bir bütün olarak bakıldığında, Mesih’in işinin, varoluş öncesinden başlayıp beden almasına, ardından aşağılanmasına ve son olarak da yüceltilmesine kadar uzanan bir “anlatı dizisi” içinde anlatıldığını gözlemlemiştir (Hurtado, 2003:123). Pasajların her ikisinde de özellikle dikkat çekici olan şey, akademisyenlerin her birinin Pavlus’un kendi mektuplarından önemli ölçüde önce gelen daha eski Hıristiyan geleneğini yansıttığını iddia etmeleridir. Filipililer 2:6-11’in Pavlus’un bu mektubunda kullanmak üzere uyarladığı daha eski bir Hristiyanlık “ilahisi” olduğu kabul edilir.
Dolayısıyla, bu pasajlar sadece elçi Pavlus’un kendisinin yüksek bir Kristolojiye sahip olduğunu göstermekle kalmaz, aynı zamanda bu yüksek Kristolojinin Pavlus’tan önceye dayandığını ve Hıristiyan inancının en eski katmanlarında, belki de birinci yüzyılın 40’lı yılları kadar erken bir dönemde ortaya çıktığını gösterir.
Eski Antlaşma’nın Tanrısı olarak İsa
Hem 1. Korintliler 8:5-6 hem de Filipililer 2:6-11 ayetleri İsa’ya, birinci yüzyıldaki herhangi bir Yahudi’nin Eski Antlaşma’daki Tanrı’ya atfedeceği iki temel özelliği atfetmektedir: O tapınılması gereken tek Olan’dır ve her şeyin yaratıcısıdır. Bu pasajlar Yuhanna’dan ve hatta Markos’tan çok önce, 50’li yıllara aittir ve muhtemelen elimizdeki diğer Hıristiyan kaynaklarından daha eskiye dayanmaktadır.
Bu ne anlama gelmektedir? Bu, Yuhanna İncili tarafından sunulan Kristolojinin daha sonra ortaya konan bir gelişme olmadığı anlamına gelir. Görünüşe göre, İsa’ya ilişkin bu yüksek görüş Hıristiyan hareketinin ilk günlerinden beri mevcuttu.
KAYNAKÇA: https://michaeljkruger.com/whats-the-earliest-new-testament-evidence-for-the-divinity-of-jesus/







