Petrus’un ölümüne dair en erken atıf, Yuhanna'nın son bölümünde İsa’nın ağzından aktarılır (21:18-19): “Sana doğrusunu söyleyeyim, gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.” Bunu, Tanrı’yı ne tür bir ölümle yücelteceğini belirtmek için söyledi. Sonra ona, “Ardımdan gel” dedi.
Bu ayetin doğru yorumlanabilmesi için bağlamı önemlidir. 15–17. ayetlerde İsa, Petrus’un üç kez inkârından (18:15–18, 25–27) sonra onu yeniden hizmete çağırır. İsa, Petrus’a üç kez “Beni seviyor musun?” diye sorar; Petrus her yanıt verdiğinde İsa, ona şu görevlerden birini verir: “Kuzularımı otlat”, “Koyunlarımı güt” ve “Koyunlarımı otlat.” Buradaki ima açıktır: İsa’nın çoban olmak için görevlendirilen öğrencisi Petrus, sürüyü gözetmeye ve onlar uğruna canını feda etmeye çağrılmıştır—tıpkı İsa’nın yaptığı gibi (Yuhanna 10:11–18).
Kutsal Kitap uzmanları Petrus’un akıbetinin ayrıntıları konusunda önemli ölçüde farklı görüşlere sahip olsa da, yorumcular bu bölümün onun şehit olacağını öngördüğü konusunda hemfikirdir. Yeni Antlaşma eleştirmeni Bart Ehrman, 'Peter, Paul, and Mary Magdalene' adlı eserinde şu şekilde yazar: “Açıktır ki, Petrus’a idam edileceği (doğal sebeplerden ölmeyeceği) söyleniyor ve bu ölüm şehitlik sonucu olacaktır.” Bu pasaj, ne zaman ve nerede olduğunu belirtmese de, Petrus’un yaklaşan ölümüne dair şüphesiz en erken atıftır.
Petrus’un İsa’nın öngördüğü şekilde öldüğüne dair güçlü bir gelenekten bahsedebiliriz. Ancak buradaki asıl soru şudur: Bugün biz, elçi Petrus’un yaşamı ve ölümü hakkında ne bilebiliriz?
Bütün Yollar Roma'ya Çıkıyor
Erken dönem kanıtlar, Petrus’un Roma’da şehit olduğunu işaret etmektedir. Yeruşalim, Yahudiye, Samiriye, Antakya ve ötesinde uzun bir hizmetin ardından Roma’ya gitmiş ve MS 64 ile 67 yılları arasında, Neron’un (54–68) hükümdarlığı döneminde şehit edilmiştir. 1. Petrus 5:13, Petrus’un orada bulunduğuna dair en eski dolaylı kanıttır: ''Sizler gibi seçilmiş olan Babil’deki kilise ve oğlum Markos size selam ederler.''
Günümüz akademisyenleri, “Babil” ifadesinin muhtemelen Roma’daki kiliseye atıfta bulunduğunu ve 1. Petrus’un buradan yazıldığını kabul etmektedir. Bu düşünceyi destekleyen bir diğer unsur ise, Markos’un Roma’dayken Petrus’un tanıklığına dayanarak kaleme almış olabileceğidir. Kilise babası ve piskopos olan Papias, Markos’un Petrus’un tercümanı olduğunu ve Petrus’un İsa ile yaşadığı tecrübelerden hatırladıklarını doğru biçimde yazıya geçirdiğini bildirir.
İkinci yüzyılın ortalarından itibaren erken dönem Hristiyan yazarlar ve kilise babaları, Petrus’un Roma’yı ziyaret ettiğinde hemfikirdir. Bununla birlikte, nerede şehit olduğu, şehitliğin kendisi kadar kritik değildir. Geleneksel olarak anlaşıldığı biçimiyle Petrus Roma’ya hiç gitmemiş olsa bile, onun şehitliğine dair kanıt oldukça güçlüdür.
1. Klement, Petrus ve Pavlus’un tanıklıklarından söz eden ilk kanonik olmayan belgedir. Roma Kilisesi’nin önderi Klement bu mektubu yaklaşık MS 95 yılında Korint Kilisesi’ne yazmıştır. Bu belge özel bir öneme sahiptir; çünkü hem birinci yüzyılda yazılmış, hem de doğrudan Petrus ve Pavlus’un ölümlerine tanıklık eden tek kanonik olmayan metindir. Ayrıca elçilerin ölümünden yalnızca bir nesil sonra kaleme alınmıştır.
Birinci Klement’in bu bölümü özellikle Petrus ve Pavlus’a odaklanır: “Artık eski örnekler vermeyi bırakalım; daha yakın zamanda yarış meydanına çıkanlara bakalım. Kendi kuşağımızın soylu örneklerini dikkate almalıyız. Kıskançlık ve haset yüzünden en büyük ve en dürüst direkler zulme uğradılar ve ölümle sonuçlanan mücadele verdiler. Önümüze elçileri koyalım. Petrus var; kıskançlık nedeniyle yalnızca bir ya da iki kez değil, birçok kez sıkıntıya katlandı; ve böylece tanıklığını verdikten sonra hak ettiği yüceliğe kavuştu.”
Klement bize hem Petrus’un hem Pavlus’un zulme uğradığını ve “ölüme kadar” mücadele ettiklerini söyler ki bu da büyük ihtimalle tanıklıklarına işaret etmektedir. Ayrıca Klement, Petrus’un çok sıkıntı ve zulüm yaşadıktan sonra tanıklığını tamamladığını ve ardından yücelik yerine gittiğini belirtir. Tarihçi Richard Bauckham’ın ifadesiyle: ''Klement, Petrus’un şehit edildiğini muhtemelen herhangi bir yazılı kaynaktan değil, Roma’daki kilisenin ortak bilgisi olarak mevcut olan sözlü gelenekten öğrenmişti. Dolayısıyla Birinci Klement, birinci yüzyılın sonlarına doğru Roma’daki ve muhtemelen Korint’teki Hristiyanların hafızasında Petrus ve Pavlus’un tanıklıklarının güçlü bir şekilde yer aldığını göstermektedir.''
Petrus'un Vadedilen Kasesi
Daha az güvenilir olsa da, başka eserler de Petrus’un Roma’da şehit olduğuna tanıklık eder. Bunlardan biri olan Petrus’un Vahyi, sahte isimle yazılmış bir metindir (yani adı geçen yazara ait değildir). Bu eser, Zeytin Dağı’nda oturan İsa’nın Petrus’a ve öğrencilerine dünyanın sonu hakkında öğrettiği sahneyle başlar ve tıpkı Müjde kitaplarında ve Elçilerin İşleri kitabında olduğu gibi Petrus’u önde gelen elçi olarak sunar. Petrus’un Vahyi büyük ihtimalle ikinci yüzyılın ilk yarısına (yaklaşık MS 135) dayanmaktadır.
Tarihçi Dennis Buchholz, Grekçe metinden düzeltilmiş bir çeviri sunmuştur: “Bak, sana her şeyi gösterdim Petrus ve sana her şeyi açıkladım. Şimdi batıya hükmeden bir kente git ve sana vaat ettiğim kâseyi iç; bunu, Hades’te olanın oğlunun elinden içeceksin ki onun yıkımı böylece bir başlangıç bulsun.”
Buradaki “batıya hükmeden kent” ifadesi büyük olasılıkla Roma’yı işaret etmektedir. “Sana vaat ettiğim kâseyi iç” sözü ise Petrus’un şehitlik sonucu öleceğini gösterir. Nasıl ki Mesih Baba’nın isteğine boyun eğip kendisine hazırlanmış kâseyi içtiyse, Petrus’u da kendisini ölüme kadar izlemeye çağırmaktadır. Her ne kadar garip görünse de, “Hades’te olanın oğlu” ifadesi muhtemelen Neron’a işaret etmektedir. “Onun yıkımı böylece bir başlangıç bulsun” cümlesinde ise Petrus’un Roma’daki vaazı ve tanıklığı, Tanrı’nın Şeytan’ın gücünü alt etmesi için bir araç olarak sunulmaktadır. Buchholz bu pasajın önemini şöyle vurgular: “Bu, muhtemelen Petrus’un Roma’da ölümüne yapılan en eski, açık ve tartışmasız göndermedir.”
Tertullian, elçilerin canlı hafızasının kapanışından hemen sonra ortaya çıkan bir yazardır. Üçüncü yüzyılın başlarında (yaklaşık MS 208) Sapkınlıklara Karşı (The Prescription against Heretics) ve Scorpiace adlı eserlerini yazmıştır. İlkinde Tertullian, Petrus’un İsa gibi çarmıha gerildiğini açıkça belirtir: “Ne mutludur o kilise ki, üzerinde elçiler bütün öğretilerini kanlarıyla birlikte dökmüştür! Orada Petrus, Rab’bininki gibi bir acıyı yaşamıştır!”
Bu ifadenin dikkatle değerlendirilmesi gerekir; özellikle de aynı eserde, Yuhanna’nın kaynar yağ içinde idam girişiminden sağ kurtulduktan sonra sürgüne gönderildiğine dair inanılmaz bir hikâyenin bulunması göz önünde bulundurulabilir. Bununla birlikte Tertullian, Scorpiace adlı eserinde daha da açık bir biçimde, Petrus ve Pavlus’un Neron döneminde şehit edildiğini ifade eder: “Ve eğer sapkın biri güvenini kamuya açık bir kayda dayandırmak isterse, imparatorluğun arşivleri konuşacaktır; tıpkı Yeruşalim'in taşlarının konuşacağı gibi. Biz Sezarların hayatlarını okuyoruz: Roma’da, yeni filizlenen imanı kanla lekeleyen ilk kişi Neron oldu. İşte o zaman Petrus, bir başkası tarafından kuşatılır ve çarmıha gerilir.”
Tertullian, iddialarına öylesine güveniyordu ki, şüphe edenlere “imparatorluğun arşivlerini incelemelerini” söyledi. Eğer böyle bir kamu kaydı mevcut olmasaydı, Tertullian bu ifadeyle kendi güvenilirliğini zedelemiş olurdu. Onun bu çağrısı, bu tür belgelerin gerçekten var olduğuna ve incelendiğinde kendi tanıklığını doğrulayacağına inandığını gösterir. Dolayısıyla Tertullian’ın, Neron’un zulmü ve Petrus ile Pavlus’un akıbetiyle ilgili kendisinden daha eski kamu kayıtlarına dayanması muhtemeldir.
Tertullian’ın değerlendirmesine paralel düşen apokrif bir eser vardır: Petrus’un İşleri (Acts of Peter). Çoğu akademisyen bu eseri 180–190 arasına tarihlendirir. Bu da Petrus’un yaşamının “yaşayan hafızası” dönemine girmekte olup, bu araştırma açısından belirli bir tarihsel değer taşıyabileceğini düşündürür. Petrus’un İşleri, önceki sözlü gelenekten aktarılan hatırı sayılır ölçüde efsanevi unsur barındırır. Bununla birlikte, bütün bu efsanevi katmanlara rağmen, bu belge tarihsel bir tanık olarak hâlâ önemlidir. Petrus’un İşleri’nin yazarı, metinleri uydurmamış, aksine mevcut gelenekleri yeniden aktarmıştır. Bu nedenle, daha eski geleneklerin—özellikle tanıklık geleneklerinin—metne dâhil edildiğine inanmak için sebeplerimiz vardır. Bu eserin arkasındaki gelenekler birinci yüzyıla kadar geri gitmektedir; ancak anlatının dili, ikinci ve üçüncü yüzyılda kiliselerin yaşadığı durumu da yansıtmaktadır.
Rab'bi Gibi Bir Ölüm Mü?
Hem Yuhanna 21:18’deki atıf hem de çarmıha gerilmenin köleler ve Roma vatandaşı olmayanlar için yaygın bir ceza yöntemi olması göz önüne alındığında, Petrus’un çarmıha gerilmiş olması tarihsel açıdan makul görünmektedir. Ancak, Petrus’un baş aşağı çarmıha gerildiği iddiası daha az olasıdır.
Petrus’un İşleri’nde, Petrus idam yerine yaklaşırken halka hitap eder. Konuşmasının sonunda şunları söyler: “Petrus, artık bedenini seni götürenlere teslim etme vaktin geldi. Alın o hâlde, size düşen görevi yapın. Sizden ricam, cellatlar, beni baş aşağı bir şekilde - başka türlü değil - çarmıha gerin.” Petrus, son sözlerini çarmıhta baş aşağı asılıyken söyler ve ardından ölür. Birçok kişi, Petrus’un bu isteğinin alçakgönüllülük göstergesi olduğunu; kendisini İsa ile aynı şekilde ölmeye layık görmediğini varsayar. Fakat metin bunu açıkça dile getirmez. Bryan Litfin, After Acts adlı kitabında şu açıklamayı yapar: ''Roma’daki çarmıha gerilen kurbanlar, bedenlerinin nasıl çarmıha gerileceğine dair isteklerini belirtme imkânına sahip değillerdi. Amaç, onları utandırmaktı; arzularını yerine getirmek değil.''
Belki de Petrus’un apokrif anlatıda dile getirdiği isteği daha iyi anlamanın yolu teolojiktir: Böyle bir kader, düşmüş insanlığın artık çarmıh aracılığıyla yeniden kurtarıldığını simgeler. Anlatı, hem Mesih’in çarmıhı hem de Petrus’un çarmıhı bağlamında kozmik tarihte bir dönüm noktasına işaret eder. Dünya, günah nedeniyle altüst olmuştur; bu yüzden Petrus, baş aşağı çarmıhta asılıyken dünyanın ters yüz edilmiş doğasını açıkça görebilmektedir. Konuşmasında şunu net bir şekilde ifade eder: “İlk insan” olan Âdem baş aşağı düşmüş ve dünyayı altüst etmiştir; fakat dünya sadece Mesih aracılığıyla “doğru” bir şekilde görülebilir.
Petrus’un baş aşağı çarmıha gerildiğine dair anlatım güvenilir bir gelenek midir? Bu olayı söyleyen ilk kilise babası, üçüncü yüzyıl ortalarında (yaklaşık 230) Yaratılış Yorumu adlı eserinin üçüncü cildinde Origen’dir. Ancak Origen, Petrus’un uzun konuşmasına dair herhangi bir şey söylemez. Onun, bu anlatıyı bağımsız bir gelenekten mi yoksa Petrus’un İşleri adlı apokrif metinden mi aktardığı belirsizdir. Yine de Romalı cellatların, acımasız hazları için çarmıh uygulamasını farklı şekillerde gerçekleştirdiklerine dair elimizde kanıtlar vardır. Dolayısıyla Petrus’un baş aşağı çarmıha gerildiği anlatısı doğası gereği imkânsız değildir; ancak eldeki kanıtlar kesin değildir.
Petrus’un tanıklığının mahiyetine dair kesin bir sonuca ulaşmak, tarihçi Timothy David Barnes’ın dikkat çekici muhalif görüşü sebebiyle daha da güçleşir. Barnes, Petrus’un aslında çarmıha gerilerek değil, yakılarak öldürüldüğünü savunur. Ona göre yakılarak idam edilme biçimi, İsa’nın Petrus’un ölümüne dair şu önbildirisiyle (Yuhanna 21:18) daha uyumludur: “Sana doğrusunu söyleyeyim, gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.”
Çarmıha gerilenlerin giysileri çıkarılırken, yakılacak olanlara genellikle yanıcı maddelerle işlenmiş özel bir tunik giydirilirdi. Dahası, Barnes’a göre sonraki dönemlerde birçok Hristiyan, kolları çarmıha gerilmiş gibi iki yana açılmış halde, kazığa veya direğe bağlanarak diri diri yakılarak şehit edilmiştir. Bu görüşler arasında en ikna edici olanı budur. Zira yakılarak öldürülen kurbanların kollarını iki yana açmak zorunda kalmaları, Yuhanna 21:18’de geçen “ellerini uzatacaksın” ifadesiyle uyumludur. Ayrıca, başkasının giydirmesiyle ölüme hazırlanma ayrıntısı da, çarmıh değil, yakılarak idam edilme şeklini daha olası kılar. Bu nedenle Barnes’ın yorumu dikkate değerdir.
Bununla birlikte, tüm kanıtlar değerlendirildiğinde, geleneksel görüş (Petrus’un Nero’nun hükümdarlığı döneminde şehit olduğu) sağlam tarihsel temellere dayanmaktadır. Bu, İsa ile yakından yürüyen, hem yaşamında hem de ölümünde Mesih’e sadık kalan elçi için uygun bir sondur. Nitekim Petrus’un zulüm altındaki kiliseye verdiği şu vaat, kendi yaşamında da gerçekleşmiştir (1. Petrus 5:10): ''Sizleri Mesih’te sonsuz yüceliğine çağıran ve bütün lütfun kaynağı olan Tanrı’nın kendisi kısa bir süre acı çekmenizden sonra sizi yetkinleştirip pekiştirecek, güçlendirip temellendirecektir.''