Ana Sayfa › Makaleler › Elçisel Görev ve Miras: Elçilerin Hayatı ve Etkisi

Elçisel Görev ve Miras: Elçilerin Hayatı ve Etkisi

· · 1,070 görüntülenme ·
Elçisel Görev ve Miras: Elçilerin Hayatı ve Etkisi
Tüm Makaleler

“Elçilere ne oldu?” sorusuna yanıt arayan herkes, şu gerçeği kabul etmeli: Elçilerin çoğunun kaderi gizemini korumaktadır. Bununla birlikte elimizde pek çok ipucu ve umut verici işaret vardır; ancak araştırmacılar, farklı kaynakları gözden geçirmek zorundadır. Bu kaynaklardan biri kuşkusuz Kutsal Kitap’tır. Erken dönem kilise babaları da tarihsel açıdan güvenilir bilgiler sunar. Ancak elimizdeki kaynakların önemli bir bölümü apokrif elçilerin işleridir; yani kimliği belirsiz yazarların kaleme aldığı, hayal gücü yoğun anlatılardır. Yine de bu apokrif metinlerin arka planında tarihsel gerçeklerin izleri bulunmaktadır.

Her ne kadar elçilerin Kutsal Kitap sonrasındaki yaşamları hakkında kesin olarak çok az şey bilsek de, erken dönem Hristiyanların elçiler hakkında neyi değerli gördüklerini anlayabiliyoruz: onların elçisel otoritesi, hizmetleri ve tanıklıkları. Elçilere dair anlatılarımız –ister hayali unsurlar barındırsın isterse tarihsel olsun– sürekli olarak bu üç temayı vurgulamaktadır.

Yeryüzündeki hizmetinin başlarında İsa, birçok takipçisi arasından on iki kişiyi özel olarak seçti. Bunun amacı “O’nunla birlikte bulunmaları, onları Müjde'yi duyurmak için göndermesi ve cinleri kovma yetkisi vermesi” idi (Mar. 3:14-15). On iki sayısı açıkça, İsa’nın yeni bir antlaşma halkını başlattığını göstermekteydi; bu on iki öğrenci, İsrail’in on iki oymağını temsil ediyordu. Kutsal Kitap yazarları bu seçkin grubu çoğu zaman basitçe “Onikiler” (Markos 3:16) olarak adlandırırken, bazen “öğrenciler” (Matta 10:1) ya da “elçiler” (Luk. 6:13) diye de nitelendirmişlerdir. “Elçiler” ifadesi, “gönderilmiş olanlar, elçiler, haberciler” anlamına gelmektedir.

Elçilerin Yetkisi ve Elçisel Silsile

Elçilerin İşleri kitabında Luka, İsa’nın dirilişinden sonraki kilise dönemini aktarırken Onikiler’den çoğunlukla “elçiler” olarak söz eder. Bu terim, belirli sınırlar ve yetki çerçevesi kazanır. Yahuda İskaryot’un yerine birini seçme sürecinde Petrus, “elçi”yi şöyle tanımlar: Vaftizci Yahya’nın hizmetinden başlayarak İsa’nın göğe alınışına kadar İsa ve öğrencileriyle birlikte olmuş ve “O’nun dirilişine bizlerle birlikte tanıklık etmiş” olan kişi (Elç. 1:21-22).

Elçilerin İşleri’nde Luka, İsa’nın göğe alınışından sonra Üst Oda’ya dönen on bir öğrenciyi listelemek dışında, Onikiler’in adlarını bireysel olarak yalnızca Petrus, Yuhanna ve Yakup için anmaktadır. Bununla birlikte, bir grup olarak elçiler kilisede önemli bir rol üstlenmişlerdir. Yeni iman edenler “kendilerini elçilerin öğretisine” adamışlardı (Elç. 2:42); “birçok harikalar ve belirtiler elçiler aracılığıyla” gerçekleşiyordu (Elç. 2:43); “Rab İsa’nın dirilişine büyük bir güçle tanıklık ediyorlardı” (Elç. 4:33). Ayrıca kilise, elçilerin otoritesini tanıyordu: Mallarını yoksullar arasında dağıtılmak üzere getirenler, bağışlarını elçilerin ayaklarının dibine bırakıyorlardı (Elç. 4:35). Yine elçiler, dul kadınlar arasında yiyeceklerin adil biçimde dağıtılması için seçilecek yedi kişinin belirlenmesi gibi idari kararlarda da yetki sahibiydi (Elç. 6:6).

Onikiler’in dışında da “elçi” unvanını kazananlar oldu. Bunların başında “uluslar için elçi” olarak adlandırılan Pavlus gelir (Elç. 9:15; Rom. 1:5; Gal. 1:16; Ef. 3:8; 1. Ti. 2:7). Hatta bazı araştırmacılar –herkes olmasa da– Tanrı’nın Pavlus’u on ikinci elçi olarak seçtiğini öne sürmektedir. Elçi olarak adlandırılan diğer kişiler arasında Barnaba (Elç. 14:14; 1. Ko. 9:5-6), İsa’nın kardeşi Yakup (Gal. 1:19), Andronikus ve Yunya (Rom. 16:7) vardır. Her ne kadar bu son dört kişinin hangi ölçütlere göre elçi kabul edildiği tartışmalı olsa da, Kutsal Kitap’ta ve erken kilisede başlıca elçiler Onikiler ve Pavlus’tur.

Bu on üç elçi, erken kilise döneminde dikkate değer bir yetkiye sahipti. Hem Kutsal Kitap hem de kilise tarihi, onları müjdeciler ve dünyanın dört bucağında kilise kurucuları olarak resmeder. Etkileri, bizzat İsa’dan aldıkları geleneği aktararak erken kiliseyi şekillendirdi. Pavlus’un dediği gibi: “Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim” (1. Ko. 15:3). Yahuda da “bir kez kutsallara emanet edilen iman”dan söz eder (Yah. 3). Elçilerin, iman ve uygulamada kiliseyi yönlendiren geleneğin kaynağı olduğuna dair bu inanç, “elçisel silsile” (apostolic succession) doktrinine ve uygulamasına yol açtı. Bu anlayışa göre, elçiler Rab İsa’dan doğru inanç ve uygulamayı almış, ardından bu geleneği öğrencilerine aktarmışlardı. Elçiler, bu öğrenciler arasından piskoposlar atamış; piskoposlar da yalnızca iman kuralını öğretmekle kalmamış, gözetimleri altındaki kiliselerin doğru öğretiye bağlı kalmasını sağlamışlardı. En eski kiliselerin çoğu, kendilerini elçilere bağlayan piskopos listelerini tutarak“apostolik silsilenin” sürekliliğini güvence altına almıştır.

Mucizeler, Şehitler ve Müjdeleme

Elçisel silsile anlayışı, Pavlus dâhil on üç elçinin bilinirliğini artırdı. Bu nedenle kiliseler, ya elçiler tarafından kurulduklarını ya da elçilerin şehitlik mekânlarının yakınında bulunduklarını iddia ettiklerinde daha fazla saygınlık kazandılar. Elçilerin misyonları ve tanıklıkları üzerine hikâyeler çoğaldı; böylece, Kutsal Kitap dışındaki en önemli kaynaklarımızı oluşturan, kimi zaman abartılı ve olağanüstü nitelikler taşıyan apokrif Elçilerin İşleri ortaya çıktı.

Bu apokrif anlatıları okuyan kişi; boynu kesildikten sonra kesilen yerden süt akan Pavlus’u, yamyamların ülkesinde kör edilen Matta’yı ve Petrus, Pavlus, Filipus ve Tomas’a eşlik eden konuşan hayvanları bulur. Bazı anlatılarda elçilerin, nişanlı ya da evli kadınlara bekârlığı (evlilikten kaçınmayı) öğütledikleri de aktarılır. Ayrıca bu eserlerde birbirini tutmayan hikâyelerle de karşılaşılır: Matta’nın Habeşistan’da mızrakla öldüğü, Partya’da yakılarak ya da başı kesilerek can verdiği veya doğal yollardan öldüğü rivayet edilir.

Dünyanın Sonuna Dek

Elçiler, İsa Mesih’in kendilerine verdiği görevleri ciddiyetle üstlendiler. İsa, onlara “gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin” (Mat. 28:19), “ Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız” (Elç. 1:8) dedi. Kaynaklara göre elçiler, hizmet alanlarını kura ile belirlediler: Tomas’a Partya; Andreas’a İskitya; Yuhanna’ya Küçük Asya; Matta’ya Habeşistan; Bartalmay’a Hindistan; Mattayas’a (bazı elyazmalarında Matta) ise “insan yiyicilerin ülkesi” olan Mirmidon çıktı.

Ne var ki elçilerin hizmet sahaları bu kısa açıklamaların ima ettiğinden çok daha genişti. Tomas, Partya’daki görevini tamamladıktan sonra (veya gerçekten orada müjdeyi yaydıysa), güneye doğru ilerleyerek Hindistan’a ulaştı. Onun en bilinen hizmeti burada gerçekleşti. Andreas kura ile İskitya’ya gönderilmişti; bu bölge günümüzde Ukrayna ve Batı Rusya’yı kapsamaktadır. Ukrayna’nın Kiev kentindeki Aziz Andreas Kilisesi, elçinin İskitya’daki en kuzey durağını anmaktadır. Batıya yöneldiğinde ise Andreas’ın Anadolu’da (Batı Türkiye) hizmet ettiği aktarılır. Ancak onun en bilinen hizmeti, Güney Yunanistan’daki Ahaya'da gerçekleşmiştir; burada X şeklindeki bir haçta şehit edilmiştir.

Yuhanna’nın Küçük Asya’daki (günümüz Türkiye’si) hizmeti ise daha iyi belgelenmiştir. Vahiy kitabında onun Patmos adasına sürgün edildiğini, Efes ve çevresindeki kiliseleri yönettiğini görüyoruz. Daha az bilinen bir anlatıda ise Tertullianus, Sapkınlara Karşı adlı eserinde Yuhanna’dan söz eder. Buna göre, Domitianus’un Hristiyanlara yönelik zulmü sırasında Yuhanna Roma’ya getirildi ve burada kaynar yağ kazanına atılarak idam edilmek istendi. Ancak Yuhanna bu işkenceden sağ çıktı ve yaşadığı tecrübeyi “canlandırıcı bir banyo” olarak nitelendirdi. Ardından Domitianus onu Patmos’a sürgün etti.

Eusebios, Bartalmay’ın Hindistan’da hizmet ettiğini yazsa da farklı anlatılar onun Hierapolis (Türkiye), Naidas (Partya), Mısır ve Ermenistan’da da müjdeyi yaydığını belirtir. Benzer şekilde, birçok elçinin birden fazla yerde hizmet ettiğine dair anlatılar mevcut. Elçilerle ilgili en çarpıcı ve ısrarla tekrarlanan efsanelerden biri, Yakup’un İspanya’ya müjdeleme yaptığına dair anlatıdır. İspanya'da ulusal aziz “Santiago” (Sant Iago) olarak saygı görmektedir. Onu İspanya’ya bağlayan yazılı kaynaklar en erken 7. yüzyıla aittir. Bu anlatılara göre Yakup, Yeruşalim’de şehit edilmeden önce İspanya’da müjdeyi yaymış, ardından öğrencileri onun naaşını İspanya’ya taşımış ve Santiago de Compostela’ya gömmüştür. Bugün hâlâ bir hac merkezi olan bu yer, söz konusu anlatının kalıcılığını göstermektedir. Her ne kadar bu hikâye günümüzde büyük ölçüde şüpheyle karşılansa da, elçilerle ilgili eski dönemlerde nasıl efsanelerin doğduğuna iyi bir örnektir.

İlk Hristiyanların hayal gücünde İspanya’ya giden tek elçi Yakup değildi. Sur’lu Piskopos Dorotheus’a (255–362) göre, Simon Kananeus (Zelot) önce Moritanya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde müjdeyi yaymış, ardından Britanya’ya gitmiş; burada çarmıha gerilerek gömülmüştür. Bu araştırma, birkaç elçinin uzaklara dayanan hizmetini sadece kısaca özetlemesine rağmen, onların müjdeleme faaliyetlerinin Roma İmparatorluğu'nun dört bir yanına ve ötesine yayıldığı açıktır. Orta Doğu, Avrupa ve Afrika'ya kadar, elçilerin müjdeleme çalışmaları, sadece erken dönem Hıristiyanların hayal gücünde olsa bile, etkileyiciydi. Apokrif eylemlerden öğrendiğimiz önemli bir ders, müjdeleme faaliyetlerinin erken dönem Hıristiyanlar için zorunlu olduğudur.

Elçilerin İşleri kitabında İsa'nın ölümü sonrasında korkmuş olan elçilerin, İsa'nın dirilişinden sonra cesaretlendiklerini görüyoruz. Mesih'in egemenliğini halka açık bir şekilde tanıklık ettikleri için tutuklandıklarında, aldıklarını cezayı isteyerek göğüslediler. Hatta “O'nun adı uğruna utanç çekmeye layık görüldükleri için” sevinç duydular (Elç. 5:41). Apokrif eylemler, güvenilir ya da hayali olsun, elçilerin İsa Mesih'in adı uğruna acı çekmeye ve hatta ölmeye hazır olduklarını vurgulamaya devam etti. Yuhanna, şehitlik hikayesi olmayan tek havaridir. İsa, Yuhanna 21'de onun uzun ömürlü olacağını ima etmiştir ve çoğu Kutsal Kitap uzmanı, Yuhanna'nın Vahiy kitabında yazdığı gibi Patmos'a sürgün edildiğinde yaşlı bir adam olduğunu düşünmektedir. Jerome'un 'Ünlü Adamlar Hakkında' adlı kitabına göre, Yuhanna birinci yüzyılın sonuna kadar yaşadı ve İsa'nın çarmıha gerilmesinden 68 yıl sonra yaşlılıktan öldü. Yuhanna dışında, doğal nedenlerle öldüğü düşünülen sadece iki elçi daha vardır. Hippolytus, On the Twelve Apostles (On İki Elçi) adlı eserinde, Matta ve Mattiya'nın “uykuya daldığını” yazmıştır; ilki Hierees, Parthia'da, ikincisi ise Yeruşalim'dedir. Babil Piskoposu Abdias, Mattiya hakkında “derin bir uykuya daldı ve Yahuda'daki emeklerinden dinlendi” demiştir. Ancak, doğal ölümle ilgili bu belirsiz iddialara karşı, Matta'nın şehitliği hakkında üç ayrı anlatım ve Mattiya hakkında dört ayrı anlatım bulunmaktadır. The Fate of the Apostles (Elçilerin Kaderi) kitabının yazarı Sean McDowell, kapsamlı araştırmalarının ardından, Yuhanna hariç tüm elçilerin muhtemelen şehit oldukları sonucuna varmıştır. Çelişkili cevaplara rağmen, hepsinin İsa Mesih'in müjdesine sadık kalarak öldükleri kesindir. Elçilere ne olduğunu tam olarak bilmesek de, onların mirasını sürdürenler, elçilerin müjdeleme tutkusunu vurgulamaktadır Ayrıca, elçilerin Rab İsa'ya gerçekten iman ettiklerini açıkça belirtmişlerdir. Nitekim, zulüm ve şehitlik karşısında gösterdikleri sadakat, İsa'nın dirilişinin ve O'na inanan herkese sonsuz yaşam vaadinin kanıtına katkıda bulunmaktadır.  
Yazar Hakkında
Rex D. Butler

Rex D. Butler

Rex D. Butler is recently retired as professor of church history and patristics at New Orleans Baptist Theological Seminary.