Ana Sayfa › Makaleler › Kutsal Yazıların Tamamı Mesih’e Nasıl İşaret Etmektedir?

Kutsal Yazıların Tamamı Mesih’e Nasıl İşaret Etmektedir?

· · 848 görüntülenme ·
Kutsal Yazıların Tamamı Mesih’e Nasıl İşaret Etmektedir?
Tüm Makaleler
 

Kutsal Yazıların tamamı Mesih’e nasıl işaret eder? Bu sorunun yanıtı oldukça önemlidir; çünkü Kutsal Kitap’ın birliğini, tutarlılığını ve merkezini Mesih’in şahsında ve hizmetinde nasıl bulduğunu gösterir. Kutsal Yazılar yüzyıllar boyunca çok sayıda yazar tarafından kaleme alınmış olmasına rağmen, özünde tek bir konuya odaklanır. Bu, Üçlübirlik Tanrımızın, halkını kurtarmak ve Mesih İsa’da her şeyi yenilemek amacıyla, ezelde tasarladığı ve zamanda gerçekleştirdiği ilahi plandır. (Ef. 1:9–10). Kutsal Yazıların tamamının Mesih’e işaret ettiğini göstermek, bu hayati noktayı teyit etmek anlamına gelir. Peki bu nasıl yapılır?

Bu soruya verdiğimiz ilk yanıt, gizli ayetler, şifreler ya da çok katmanlı anlamlar üzerinden değildir. Aksine, Kutsal Yazıların tamamı, Tanrı’nın ezelde temellenen, zamanda icra edilen ve zaman içinde Tanrı'nın esinlediği yazarlar aracılığıyla açığa çıkarılan kurtarıcı planı Mesih’e işaret eder. Mesih, Kutsal Kitap’ın başladığı yerden—Yaratılıştan—hareketle tüm Kutsal Yazılar boyunca açığa çıkarılır: Tanrı’nın Yaratıcı ve Rab olarak kim olduğu; insanların Tanrı’yı antlaşma ilişkisi içinde tanımak üzere Tanrı’nın suretinde yaratılmış olmaları; günahın dünyaya girişi; ve Tanrı’nın, yalnızca insan olmakla kalmayıp aynı zamanda ilahi Oğul olan daha büyük bir Âdem aracılığıyla kendisi için bir halkı kurtarma yönündeki lütufkâr vaadi ve kararlılığı gösterilir.

Başka bir ifadeyle, Kutsal Yazıların tamamı Mesih’e, onu Kutsal Kitap anlatısı içinde açığa çıkararak ve Tanrı’nın ezeli planında, Tanrı’nın tüm vaatlerinin yanı sıra çeşitli kişiler, olaylar ve kurumların, gelecek olan ezeli Oğul’u önceden haber vermek, gölgelemek ve tipolojik olarak temsil etmek üzere Tanrı tarafından amaçlandığını göstererek işaret eder. Dolayısıyla Kutsal Kitap anlatısı izlenip ortaya kondukça, ilahi Oğul olarak Mesih’in kimliği—insan doğasını üstlenerek bizi kurtaracak olan kişi olduğu ve Tanrı Oğlu olarak bunu neden yapmak zorunda olduğu—adım adım açığa çıkar. Gerçekten de, İsa’nın şahsını ve işini tam olarak kavrayabilmek için Kutsal Yazıların tamamına ihtiyaç vardır. İsa bize de novo (baştan, kopuk bir biçimde) gelmez; aksine Eski Antlaşma’nın öğretisi ve kavramsal çerçevesi içinde temellenmiş olarak açıklanır.

Kutsal Yazıların tamamının Mesih’e nasıl işaret ettiğini göstermek için, Kutsal Kitap anlatısına dayanan dört temel gerçeğin ana hatlarını çizeceğim. Bu gerçekler, İsa’nın beden almış Tanrı Oğlu olarak kimliğinin Eski Antlaşma’da aşamalı biçimde nasıl açığa çıkarıldığını ve bunun Yeni Antlaşma’da Oğul’un beden alışı ve kurtarıcı işiyle tam anlamıyla aydınlığa kavuştuğunu ortaya koymaktadır.

Yaratıcı ve Antlaşma Rabbi Olan Tanrı

Kutsal Yazıların tamamının Mesih’e nasıl işaret ettiğini kavrayabilmek için, öncelikle Tanrı’nın kim olduğu sorusuyla başlamamız gerekir; zira özellikle ilahi Oğul olarak İsa’nın kimliği, sistematik teolojinin merkezindeki Tanrı öğretisinden (theologia propria) bağımsız olarak anlaşılamaz. Bu noktada söylenebilecek çok şey vardır; ancak biz Tanrı’yı Yaratıcımız ve antlaşma Rabbimiz olarak ele alarak başlayacağız.

Yaratılış 1. bölümden itibaren Tanrı, kendisini yaratılmamış, bağımsız ve kendine yeterli olan; Sözü aracılığıyla her şeyi yaratan ve yöneten kişi olarak tanıtır (Yar. 1–2; Mez. 50:12–14; Elç. 17:24–25; Yu. 1:1). Bu gerçek, Hristiyan teolojisinin temel ayrımını oluşturur: Yaratıcı–yaratılmış ayrımı. Bu ayrım, Tanrı ile dünya arasındaki ilişkiye dair belirli bir anlayışı tesis eder. Yalnızca Rab, Tanrı’dır; bunun dışındaki her şey, varlığını ve devamını bütünüyle O’na borçlu olan yaratılıştır. Tanrı’nın aşkın yaratıcılığı (Mez. 7:17; 9:2; 21:7; 97:9; 1. Kr. 8:27; Yşa. 6:1; Va. 4:3), Tanrı’nın insanlık tarihindeki etkinliğini reddeden her türlü deist anlayışı da dışlar; Tanrı, yaratılışına hem aşkın hem de içkindir. Yaratıcı ve Rab olan Tanrı, yaratıklarıyla tam anlamıyla ilişkilidir: Her şeyi özgürce, kudretle ve amaç doğrultusunda, kendi belirlediği hedefe yönelterek ayakta tutar ve yönetir (Mez. 139:1–10; Elç. 17:28; Ef. 1:11); ancak dünya ile özdeşleştirilemez.

Yaratıcı olarak Tanrı, yaratılış üzerinde egemen biçimde hüküm sürer. O, kusursuz kudret, bilgi ve doğrulukla yönetir (Mez. 9:8; 33:5; 139:1–4, 16; Yşa. 46:9–11; Rom. 11:33–36). Rab olarak Tanrı, kendi planını ve amaçlarını gerçekleştirmek üzere yaratıkları içinde, onlarla birlikte ve onlar aracılığıyla etkin olur (Ef. 1:11). Kişisel olarak ise, yarattıklarıyla kurduğu antlaşma ilişkileri doğrultusunda ve kendi özüyle tutarlı biçimde buyurur, sever, teselli eder ve yargılar. Nitekim Kutsal Yazılar zaman içinde açıldıkça Tanrı, kendisini üç kişide bir olan—Baba, Oğul ve Ruh olarak açıklar (Mat. 28:18–20; Yu. 1:1–18; 5:16–30; 17:1–5; 1. Ko. 8:5–6; 2. Ko. 13:14; Ef. 1:3–14). Gerçekten de Üçlübirlik öğretisi, Mesih’in ilahi Oğul olarak açığa çıkışıyla ve Kutsal Ruh’un Tanrı olarak vahyedilmesiyle birlikte belirginleşir.

Tanrı aynı zamanda Kutsal Olan’dır (Yar. 2:1–3; Çık. 3:2–5; Lev. 11:44; Yşa. 6:1–3; Rom. 1:18–23). Tanrı’nın kutsallığı, “ayrılmış olmak”tan çok daha fazlasını ifade eder. Tanrı olarak hem metafizik anlamda (kendinden var olan) hem de ahlaki anlamda (kendi kendini temellendiren; evrenin ahlaki ölçütü olan) kendine yeterlidir. Tanrı, doğası ve varoluşu itibarıyla yaratılıştan kategorik olarak farklıdır; yüceliğini kimseyle paylaşmaz (Yşa. 40–48). Tanrı’nın kutsallığı, O’nun kişisel ahlaki yetkinliğini de içerir.

O, “kötülüğe bakamayacak kadar pak”tır ve haksızlığa tahammül edemez (Hab. 1:12–13; Yşa. 1:4–20; 35:8). Bu nedenle Tanrı, halkı kendisine başkaldırdığında kutsal adaletle hareket etmek zorundadır; ancak aynı zamanda halkını kutsal bir sevgiyle seven Tanrı’dır (Hoş. 11:9). Tanrı’nın kutsallığı ile sevgisi hiçbir zaman birbiriyle çatışmaz (1. Yu. 4:8; Va. 4:8). Bununla birlikte, günah Âdem’de dünyaya girdiğinde ve Tanrı bizi lütufkâr biçimde kurtarmayı vaat ettiğinde, O’nun bunu nasıl yapacağı ve aynı zamanda kendisine sadık kalacağı sorusu ortaya çıkar. Bu soru, Kutsal Kitap’ta Mesih’in kimliğinin açığa çıkarılmasının merkezinde yer alır.

Bu teolojik özeti, Kutsal Yazıların tamamının Mesih’e nasıl işaret ettiğini anlamada hayati öneme sahip ilk gerçeği oluşturur. Özellikle İsa’nın kimliği, bu Tanrı anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır ve Mesih’in kimliği ancak bu çerçeve içinde açığa çıkarılır. Peki bu neden, Kutsal Yazıların tamamının Mesih’i nasıl vahyettiğini anlamak açısından bu kadar önemlidir? Buna ilişkin iki temel gerekçe sunayım.

Kadının Soyu

Birincisi, Kutsal Kitap anlatısı Yaratılış 3:15’te—kadının soyu vaadiyle—başlayarak ve özellikle peygamberler aracılığıyla ilerledikçe, gelecek olan Mesih-Oğul’un insan olacağı, fakat aynı zamanda Tanrı ile özdeşleştirileceği açıkça ortaya konur. Zira Tanrı’nın tüm vaatlerini yerine getirecek, Tanrı’nın kurtarıcı egemenliğini başlatacak ve Tanrı’nın tahtını paylaşacak olan odur (Mez. 110; Mez. 45). Bunlar, hiçbir sıradan insanın gerçekleştiremeyeceği eylemlerdir. Nitekim Yeni Antlaşma’nın Mesih’in ilahiliğini öğretme yollarından biri, Eski Antlaşma’da Yahve’ye ait metinleri İsa ile özdeşleştirip doğrudan O’na uygulamasıdır; böylece İsa bu Tanrı ile özdeş kılınır (Rom. 10:9; 1. Ko. 12:3; Flp. 2:11). Ayrıca Yeni Antlaşma’da 'theos' unvanı Mesih için yedi kez kullanılır; ancak bu kullanımlar Eski Antlaşma bağlamı içinde değerlendirildiğinde, İsa’nın Tanrı ile özdeşliğini ifade eder. Kutsal Kitap düşüncesine göre, hiçbir yaratık Tanrı’nın niteliklerini paylaşamaz (Kol. 2:9), Tanrı’nın işlerini yerine getiremez (Kol. 1:15–20; İbr. 1:1–3), Tanrı’ya ait tapınmayı kabul edemez (Yu. 5:22–23; Flp. 2:9–11; İbr. 1:6; Va. 5:11–12), Tanrı’nın unvanlarını ve adını taşıyamaz (Yu. 1:1, 18; 8:58; 20:28; Rom. 9:5; Flp. 2:9–11; İbr. 1:8–9). İkincisi, Tanrı ahlaki ölçüt olduğuna göre, Tanrı karşısında günah son derece ciddi bir sorundur. Kutsal Olan Tanrı, “bütün dünyanın yargıcıdır” (Yar. 18:25). Ancak Tanrı, bizi kendi önünde aklayacağını vaat ettiğinde (Yar. 15:6; Rom. 4:5), günahımızı görmezden gelemez; günaha karşı kendi doğrusal talebine sadık kalmak zorundadır. Peki Tanrı, hem adil kalıp hem de imansızı aklayan nasıl olabilir? Kutsal Yazılar’da, Kutsal Kitap anlatısını ileriye taşıyan temel soru budur. Nihayetinde, Tanrı’nın planı açıldıkça bu sorunun yanıtı belirli bir kişide—Mesih’te—bulunur. O, Hizmetkâr-Oğul’dur ve bizi kurtarabilen yegâne kişidir; çünkü yalnızca sıradan bir insan değildir. Aynı zamanda insan olan ilahi Oğul’dur; bizim temsilcimiz ve vekilimiz olarak hareket etmek üzere beden almıştır (Rom. 3:21–26). İlahi Oğul olarak, bize karşı olan kendi doğrusal talebini tatmin edebilir; insan olarak ise yeni antlaşmanın başı sıfatıyla, antlaşma yaşamının gereklerini bizim adımıza yerine getirir.

Adem / Antlaşmaya Dayalı İtaat Zorunluluğu

Kutsal Yazıların Mesih’i nasıl vahyettiğini kavrayabilmek için, insanları Tanrı’nın suretini taşıyan oğullar ve antlaşma varlıkları olarak doğru biçimde tanımlamamız gerekir. Özellikle Âdem’e geri dönmeli ve Kutsal Kitap’ın, ilk Âdem’in buyruğu ile laneti arasında kurduğu bağlantıyı—yalnızca son Âdem tarafından giderilebilen bu durumu—izlemeliyiz. Aksi takdirde, ilahi Oğul’un bizi günahlarımızdan kurtarmak üzere neden insan olduğu (Mat. 1:21) ve Kutsal Kitap anlatısının, Âdem’den başlayarak Mesih’i nasıl önceden haber verdiği anlaşılmaz. Kutsal Yazılar, tüm insanlığı iki temsilci başlık altında ele alır: Âdem ve Mesih (Rom. 5:12–21; 1. Ko. 15:12–28). Tanrı’nın tasarısında Âdem, Mesih’i — son Âdem’i— önceden işaret eder (Rom. 5:14). Âdem yalnızca ilk insan değil, aynı zamanda tüm insanlığın temsilcisidir. Âdem’in başlığı, insan olmanın ne anlama geldiğini belirler; ne yazık ki temsilî ve hukuki nitelikteki itaatsizliğiyle bütün insanları günahın içine sürükler (Yar. 3; Rom. 3:23; 5:12–21). Tanrı’nın bizimle olan ilişkisinin merkezinde, O’nun itaat talebi yer alır. Âdem’den—ve dolayısıyla hepimizden—Tanrı tam itaat ister. Zira Yaratıcımız olarak Tanrı bundan başka ne talep edebilir? Ayrıca Tanrı, Âdem ile bir antlaşma ilişkisine girer. Ona bir buyruk verir (Yar. 2:15–17) ve itaat ettiği takdirde, Tanrı ile kalıcı antlaşma paydaşlığı içinde teyit edileceğine dair bir vaat sunar. İyi ile kötüyü bilme ağacı, Âdem’in itaatkâr bir antlaşma bekçisi olup olmayacağını sınayan bir imtihandır. Trajik biçimde Âdem itaatsizlik eder ve bu eylemin sonucu bireysel ya da özel değildir. Düşüşten sonra tüm insanlar “Âdem’de” doğar—suçlu ve yozlaşmış olarak. Ayrıca Âdem’in günahı tüm yaratılışı etkiler; artık Tanrı’nın onarmasını gerektiren düşmüş, anormal bir dünyada yaşarız (Yar. 3:15; Rom. 8:18–25). Yaşam ağacı, örtük bir yaşam vaadini temsil eder. Ne var ki günah nedeniyle, bütün dünyanın yargıcı Âdem’i Aden’den sürer. Yine de Tanrı’nın bir Kurtarıcı sağlayacağına dair vaadinde (Yar. 3:15) gizli bir umut mesajı vardır; bu vaat, zaman içinde Kutsal Kitap antlaşmaları aracılığıyla giderek daha açık biçimde açığa çıkarılır. Peki bu, Mesih’in Kutsal Yazıların tamamında bulunması açısından neden önemlidir? Çünkü Âdem’in kim olduğu gerçeği, onun günah ve ölümle sonuçlanan itaatsizliği ve Tanrı’nın lütufkâr biçimde kurtarma ve gelecek bir Kurtarıcı sağlama vaadi, Kutsal Kitap anlatısını ileriye taşır. Bu gerçekler, ilahi Oğul’un bizim için neden beden alması gerektiğinin ve neden daha büyük olması gerektiğinin gerekçesini sunar. Neden? Çünkü Âdem’in günahını ortadan kaldırmak ve bedelini ödemek için “kadının soyu”nun gelmesi gerekir. Kurtuluşun gerçekleşmesi için bunu bir insanın yapması zorunludur. O, daha büyük bir Âdem olarak, bizden talep edilen antlaşmaya dayalı itaati yerine getirmelidir. Ancak Âdem’in günahının ve onun yıkıcı sonuçlarının tersine çevrilmesi, sıradan bir insandan fazlasını gerektirir. Bu, Tanrı’nın gerçek sureti olan (Kol. 1:15; İbr. 1:3) ilahi Oğul’un, Tanrı’ya özgü işi yapmasını gerektirir: laneti ortadan kaldırmak, günahımızın bedelini ödemek ve yeni bir yaratılışı başlatmak. Âdem’in günahının tersine çevrilmesinin neden sıradan bir insandan fazlasını gerektirdiğini vurgulamak için, şimdi üçüncü gerçeğe yönelelim.

Adem'den Mesih'e

Kutsal Yazıların Mesih’i nasıl vahyettiğini kavrayabilmek için, insanları Tanrı’nın suretini taşıyan oğullar ve antlaşma varlıkları olarak doğru biçimde tanımlamamız gerekir. Özellikle Âdem’e geri dönmeli ve Kutsal Kitap’ın, ilk Âdem’in buyruğu ile laneti arasında kurduğu bağlantıyı—yalnızca son Âdem tarafından giderilebilen bu durumu—izlemeliyiz. Aksi takdirde, ilahi Oğul’un bizi günahlarımızdan kurtarmak üzere neden insan olduğu (Mat. 1:21) ve Kutsal Kitap anlatısının, Âdem’den başlayarak Mesih’i nasıl önceden haber verdiği anlaşılmaz. Kutsal Yazılar, tüm insanlığı iki temsilci başlık altında ele alır: Âdem ve Mesih (Rom. 5:12–21; 1. Ko. 15:12–28). Tanrı’nın tasarısında Âdem, Mesih’i — son Âdem’i— önceden işaret eder (Rom. 5:14). Âdem yalnızca ilk insan değil, aynı zamanda tüm insanlığın temsilcisidir. Âdem’in başlığı, insan olmanın ne anlama geldiğini belirler; ne yazık ki temsilî ve hukuki nitelikteki itaatsizliğiyle bütün insanları günahın içine sürükler (Yar. 3; Rom. 3:23; 5:12–21). Tanrı’nın bizimle olan ilişkisinin merkezinde, O’nun itaat talebi yer alır. Âdem’den—ve dolayısıyla hepimizden—Tanrı tam itaat ister. Zira Yaratıcımız olarak Tanrı bundan başka ne talep edebilir? Ayrıca Tanrı, Âdem ile bir antlaşma ilişkisine girer. Ona bir buyruk verir (Yar. 2:15–17) ve itaat ettiği takdirde, Tanrı ile kalıcı antlaşma paydaşlığı içinde teyit edileceğine dair bir vaat sunar. İyi ile kötüyü bilme ağacı, Âdem’in itaatkâr bir antlaşma bekçisi olup olmayacağını sınayan bir imtihandır. Trajik biçimde Âdem itaatsizlik eder ve bu eylemin sonucu bireysel ya da özel değildir. Düşüşten sonra tüm insanlar “Âdem’de” doğar—suçlu ve yozlaşmış olarak. Ayrıca Âdem’in günahı tüm yaratılışı etkiler (Yar. 3:15; Rom. 8:18–25). Yaşam ağacı, örtük bir yaşam vaadini temsil eder. Ne var ki günah nedeniyle, bütün dünyanın yargıcı Âdem’i Aden’den sürer. Yine de Tanrı’nın bir Kurtarıcı sağlayacağına dair vaadinde (Yar. 3:15) gizli bir umut mesajı vardır; bu vaat, zaman içinde Kutsal Kitap antlaşmaları aracılığıyla giderek daha açık biçimde açığa çıkarılır. Peki bu, Mesih’in Kutsal Yazıların tamamında bulunması açısından neden önemlidir? Çünkü Âdem’in kim olduğu gerçeği, onun günah ve ölümle sonuçlanan itaatsizliği ve Tanrı’nın lütufkâr biçimde kurtarma ve gelecek bir Kurtarıcı sağlama vaadi, Kutsal Kitap anlatısını ileriye taşır. Bu gerçekler, ilahi Oğul’un bizim için neden beden alması gerektiğinin ve neden daha büyük olması gerektiğinin gerekçesini sunar. Neden? Çünkü Âdem’in günahını ortadan kaldırmak ve bedelini ödemek için “kadının soyu”nun gelmesi gerekir. Kurtuluşun gerçekleşmesi için bunu bir insanın yapması zorunludur. O, Adem'den üstün olarak, bizden talep edilen antlaşmaya dayalı itaati yerine getirmelidir. Ancak Âdem’in günahının ve onun yıkıcı sonuçlarının tersine çevrilmesi, sıradan bir insandan fazlasını gerektirir. Bu, Tanrı’nın gerçek sureti olan (Kol. 1:15; İbr. 1:3) ilahi Oğul’un, Tanrı’ya özgü işi yapmasını gerektirir: laneti ortadan kaldırmak, günahımızın bedelini ödemek ve yeni bir yaratılışı başlatmak.

İnsan Sorununun Doğası

Yaratılışımızın ve antlaşmanın merkezinde, Tanrı’nın bizi kendisini tanıyalım diye yaratmış olması ve Aden’in sınırlarını tüm yaratılışa genişleterek O’nun yüceliğini sergileyecek suretler olmamız yer alır. Ancak Tanrı’ya başkaldırıp sureti tahrif ettiğimizde ne olur? İlahi amaç yine de gerçekleştirilebilir mi? Tanrı, kendisine karşı günah işleyenleri nasıl bağışlar? Yaratılış 3’ten itibaren Kutsal Yazılar, Adem’in itaatsizliğinin dünyaya günahı soktuğunu ve tüm insanları Tanrı’nın gazabı altına yerleştirdiğini açıklar. Tanrı, Adem ile Havva’yı kendi huzurundan kovar ve günahın aktarımı evrensel hâle gelir. Yaratılış 6’ya gelindiğinde, insan günahı öylesine çoğalır ki küresel bir tufanla sonuçlanır. İnsanlık tarihinin seyrine dönüp bakan Pavlus, evrensel düşmüşlüğümüzü teyit eder: “Doğru olan yok, tek bir kişi bile yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” (Rom. 3:10, 23). Adem’in günahı yaratılış düzenini altüst etmiş ve üzerimize ölüm hükmünü getirmiştir (Rom. 6:23). Tanrı’yı tanımak, sevmek ve O’na hizmet etmek üzere yaratıldık; fakat şimdi O’nun düşmanları ve gazabının nesneleri olarak, doğrusal mahkûmiyeti altında yaşamaktayız (Ef. 2:1–3). Tanrı’nın günahımıza tepkisi nedir? Yargıdır; ancak Tanrı’nın kurtarma vaadi göz önüne alındığında, aynı zamanda lütuf ve sağlayıştır. Peki Tanrı bunu nasıl yapabilir: bizi yargılayıp aynı zamanda günahımızı nasıl bağışlayabilir? Tanrı kutsal ve adildir; günah O’na karşıdır ve cezalandırılmalıdır. Tanrı günahımızı görmezden gelemez ve gelmeyecektir; çünkü günahımız kişisel olmayan bir yasaya karşı değil, Tanrı’nın kendisine karşı işlenmiştir (Mez. 51:4). Tanrı’nın bizi bağışlayabilmesi, O’nun ahlaki talebinin bütünüyle tatmin edilmesini gerektirir. Peki Tanrı’nın doğrusal talebini, Tanrı’nın kendisinden başka kim karşılayabilir? Bu üç gerçek, Kutsal Kitap anlatısının temelini oluşturur ve Kutsal Yazıların tamamının Mesih’i nasıl vahyettiğini anlayabilmemiz için zorunludur. Birincisi, Tanrı’nın kim olduğu ve kurtarma vaadi nedeniyle, günahımızın bağışlanması için çözümü Tanrı’nın bizzat kendisinin sağlaması gerekir. İkincisi, Tanrı insanları yaratılış üzerinde egemenlik sürmek üzere yarattığı için, kurtuluş bir insan aracılığıyla gelmelidir. Üçüncüsü, günahın evrensel niteliği nedeniyle, bu son Adem ilkinden daha büyük olmalı ve nihai olarak Tanrı’nın kendisi olmalıdır. Başka bir deyişle, gelecek Kurtarıcı, doğası itibarıyla Tanrı ile, bizim doğamız itibarıyla da bizimle özdeş olmalıdır—bu nokta, antlaşmaların tarihsel açılımı boyunca özellikle vurgulanır.

Tanrı’nın, İtaatkâr Oğlu Aracılığıyla Kurtarması

Öyleyse, Adem’in yaptığını geri çevirmeye, Tanrı’nın egemenliğini yeryüzünde tesis etmeye ve bizi günahlarımızdan kurtarmaya kim yetkindir? Elbette “Adem’de” olan hiç kimse bunu yapamaz; ancak bunu yapabilecek biri vardır: Tanrı’nın, antlaşmalar aracılığıyla açığa çıkarılan, kendi Oğlu’nu—Rabbimiz İsa Mesih’i—sağlaması. Adem’in günahından sonra Tanrı bizi kendi hâlimize bırakmaz. Lütufla harekete geçer ve “kadının soyu”nu sağlama vaadi aracılığıyla günahın çok yönlü etkilerini tersine çevirmeyi vaat eder (Yar. 3:15). Bu vaat zaman içinde giderek daha açık hâle gelir. Gelecek olan bu Kurtarıcı’nın Şeytan’ın işlerini yok edeceğini ve bu dünyada iyiliği yeniden tesis edeceğini öğreniriz. Bu vaat, nihayet gerçekleştiğinde günah ve ölümün ortadan kaldırılacağına ve Tanrı’nın kurtarıcı egemenliğinin bütün doluluğunun geleceğine dair bir umut doğurur. Tanrı’nın tasarısı açıldıkça, bu Kurtarıcı’nın kim olduğu ve bizi nasıl kurtaracağı da açıklığa kavuşur. Bu son noktayı üç başlık altında geliştireceğim. Birincisi, “kadının tohumu”nun geleceğine dair Tanrı’nın vaadi, Nuh, İbrahim, İsrail ve Davut’la yapılan antlaşmalar aracılığıyla açımlanır; bu antlaşmalar vaadi geliştirir ve önceden haber verir. Tanrı, halkını yavaş yavaş gelecek olan kişinin insan olacağı, fakat yalnızca insan olmakla sınırlı kalmayacağı beklentisine hazırlar. Peki bu nasıl olur? Kutsal Yazılar, Tanrı’nın vaatlerinin gerçekleşmesinin, Âdem, Nuh, Musa, İsrail ve Davut gibi çeşitli tipolojik kişiler aracılığıyla önceden işaret edilen bir insan yoluyla olacağını öğretir; buna ek olarak kâhinlik kurumu, kurban sistemi ve tapınağın gelişimi de bu beklentiyi besler. Ancak Kutsal Yazılar, bu Mesih’i Tanrı ile de özdeşleştirir. Nasıl mı? Bu Mesih-Kral’ın yaptıkları aracılığıyla: O, Tanrı’nın egemenliğini başlatır, Tanrı’nın tahtını paylaşır ve yalnızca Tanrı’nın yapabileceği işleri gerçekleştirir (Mez. 2, 45, 110; Yşa. 9:6–7; Hez. 34).

Eski Antlaşma'nın Doruk Noktası

Eski Antlaşma açıldıkça, Tanrı’nın kurtarıcı egemenliği, en azından önceden işaret edici biçimde, antlaşmalar ve bunların başlıkları aracılığıyla—Adem, Nuh, İbrahim ve onun tohumu, İsrail ve en önemlisi Davut ve oğulları—bu dünyaya gelir. Yine de Eski Antlaşma, bu antlaşma başlıklarının sürekli itaatsizlik ettiğini hatırlatır; onlar vaat edilen “kadının tohumu” değildir. Bu özellikle Davut antlaşmasında ve krallar aracılığıyla belirgindir. Davut antlaşması, Eski Antlaşma antlaşmalarının doruk noktasıdır; önceki antlaşmaları kralda zirveye taşır. Bunun iki ana bileşeni vardır: (1) Davut’un evinin sonsuza dek kurulacağına dair Tanrı’nın vaatleri (2. Sa. 7:12–16), ve (2) Tanrı ile kral arasındaki “baba-oğul” ilişkisine dair vaatler (2. Sa. 7:14; Mez. 2; 89:26–27). Bu “oğul olma”nın anlamı iki yönlüdür. Birincisi, Davut antlaşmasını önceki antlaşmalara sıkı sıkıya bağlar; ikincisi, Mesih’in Oğul kimliğini tipolojik olarak önceden haber verir. Birincisi açısından, topluluk olarak İsrail’e uygulanan oğul olma (Çık. 4:22–23; krş. Hoş. 11:1) artık bireysel Davutçu krala uygulanır; o, kendi başına “gerçek İsrail” olur. Antlaşmanın yöneticisi hâline gelir, böylece Tanrı’nın egemenliğini halka temsil eder ve halkı bir bütün olarak temsil eder (2. Sa. 7:22–24). Bu aynı zamanda Davutçu kralın Âdem’in rolünü yerine getirmesi anlamına gelir; Tanrı’nın egemenliği dünyada onun aracılığıyla gerçekleşir (2. Sa. 7:19b). Bu, antlaşmaları birbirine bağlayıp doruk noktaya doğru ilerleyen bir yapı kurduğunda mantıklıdır. Tanrı’nın kurtarıcı planının merkezinde, tohumu aracılığıyla insanlığın yaratılıştaki vekil rolünün yeniden tesis edilmesi vardır. Davut’a geldiğimizde artık biliyoruz ki, yaratılışın restorasyonu kral aracılığıyla gerçekleşecektir. Eski Antlaşma’da bu gerçek, özellikle Mezmurlar’da birçok yerde görülür; burada Davut soyundan oğulun evrensel egemenlik yürüteceği bildirilir (Mez. 2, 8, 45, 72; Yşa. 9:6–7, 11, 53).

Mesih’in Açığa Çıkışı

Ancak Eski Antlaşma tarihinde ciddi bir sorun vardır. Önceki antlaşma aracılarının itaatsizlikleri gibi, krallar da itaatsizlik etmiştir. Oysa kurtuluş umudu onlara bağlıdır. Tanrı, vaat edilen kralı dünyada egemen kılmak için sözünü tutma konusunda tek taraflı kararlılığını sürdürür, fakat Tanrı’nın kurtarıcı egemenliğini gerçekleştiren sadık bir oğul-kral yoktur. İşte bu durum, Peygamberlerin mesajına ve yeni bir antlaşma beklentisine yol açar. Eski Antlaşma’daki peygamberleri düşündüğümüzde, hepsinin Davut sonrası dönemde yazdığını not etmek önemlidir. Neden bu önemlidir? Peygamberlerin kehanetleri, Tanrı’nın antlaşmalar aracılığıyla vaatler ve tipolojik örüntülerle önceki açıklamalarına dayanır. Peygamberler yalnızca halkın antlaşmayı ihlal etmesi nedeniyle Tanrı’nın yargısını duyurmakla kalmaz; aynı zamanda kurtuluşun geçmiş tarihini özetleyerek ve geleceğe projeksiyon yaparak genel bir yenilenme modeli sunarlar. Peygamberler, Tanrı’nın vaatlerini yerine getireceğini ilan eder (Yşa. 7:14; 9:6–7; 11:1–10; 42:1–9; 49:1–7; 52:13–53:12; 55:3; 61:1–3; Yer. 23:5–6; 33:14–26; Hez. 34:23–24; 37:24–28). “Yahweh’in hizmetkârı” olarak tanımlanan bir kişi aracılığıyla yeni ve ebedi bir antlaşma gelir; bununla birlikte Ruh’un dökülmesi (Hez. 36–37; Yoel 2:28–32), uluslar arasında Tanrı’nın kurtarıcı egemenliği, günahların bağışlanması (Yer. 31:34) ve yeni bir yaratılış (Yşa. 65:17) sağlanır. Peygamberlerin umudu, özünde günahlarımızın tam bağışlanmasını vaat eden yeni antlaşmada bulunur (Yer. 31:34). Üçüncüsü, şimdi Kutsal Kitap’ın antlaşma tarihinin Mesih’i nasıl tanımlayıp önceden işaret ettiğini görebiliriz. Bir adım geri çekilip soralım: Tanrı’nın bütün vaatlerini yerine getirebilecek, Tanrı’nın kurtarıcı egemenliğini bu dünyada başlatabilecek ve günahın tam bağışlanmasını sağlayabilecek olan kimdir? Cevap: Yalnızca Tanrı. Eski Antlaşma bunu açıkça öğretir (Yşa. 43:11; 45:21). İsrail tarihinin açılmasıyla, Tanrı’nın vaatlerini yerine getirmek için yalnızca O’nun harekete geçmesi gerektiği ortaya çıkar; kurtarmak için inisiyatifi O başlatmalıdır; eğer kurtuluş gerçekleşecekse tek taraflı olarak O hareket etmelidir. Sonuçta günahın bağışlanmasını Tanrı’dan başka kim sağlayabilir? Yeni yaratılışı, nihai yargıyı ve kurtuluşu kim getirebilir? Eğer kurtuluş olacaksa, Tanrı’nın bizzat gelmesi, bunu başlatması ve yargıyı yerine getirmesi gerekir (Yşa. 51:9; 52:10; 53:1; 59:16–17; Hez. 34). Nasıl ki Tanrı bir zamanlar İsrail’i çölde yönettiyse, şimdi yeniden gelmeli ve halkına kurtuluş getirecek yeni bir çıkışı başlatmalıdır (Yşa. 11:10–16; 40:3–5; 43:1–7; Hoş. 11:1–12). Ancak antlaşmalar ortaya koyduğu gibi, Tanrı’nın kendisinin kurtarmak için gelmesi gerektiğine vurgu yapılırken, Eski Antlaşma ayrıca Tanrı’nın bunu başka bir Davut aracılığıyla, yani bir “oğul” aracılığıyla yapacağını vurgular; fakat bu “oğul” Yahveh ile yakından özdeşleşmiştir. İşte bu durumu Yeşaya çok iyi resmeder. Gelecek olan bu kral, Davut’un tahtına oturacak (Yşa. 9:7), fakat aynı zamanda Tanrı’nın unvanlarını ve isimlerini de taşıyacaktır (Yşa. 9:6). Bu Kral, başka bir Davut olsa da (Yşa. 11:1), aynı zamanda Davut’un Rabbidir ve ilahi egemenliği paylaşır (Mez. 110:1). O, yeni antlaşmanın aracısı olacak; Yahveh gibi kusursuzca davranacak (Yşa. 11:1–5), fakat günahımız için acı çekerek birçok kişiyi aklayacaktır (Yşa. 53:11). İşte O’nda, Eski Antlaşma’daki umut ve beklenti birleşir: Tanrı kurtarmalıdır, fakat bunu Sadık Kral-Oğlu aracılığıyla yapmalıdır—bu Kral gerçekten insandır, fakat ilahi ismi taşır. Peki tüm Kutsal Yazılar Mesih’i nasıl açığa çıkarır? Bunu, bu antlaşma tarihinin adım adım açığa çıkışı aracılığıyla yapar; gizlenenler tek tek görünür hâle gelir. Aslında, Yeni Antlaşma başladığında ve İsa sahneye çıktığında, Yeni Antlaşma onu tam olarak böyle sunar. İsa, insan oğuludur (Mat. 1:1—“Davut ve İbrahim’in oğlu”), ancak aynı zamanda ebedi, ilahi Baba Oğlu’dur; Tanrı ile özdeşleştirilmiş ve halkını günahlarından kurtarmak için gelmiştir (Mat. 1:21; 11:1–15; 12:41–42; 13:16–17; Luk. 7:18–22; 10:23–24; Yu. 1:1–3; 17:3). İnsan oğul olarak, önceki oğul tipolojilerini ve rollerini kurtuluşumuz için mükemmel biçimde yerine getirir. O’nun vücut bulması ve hizmeti aracılığıyla, Davut’un büyük Oğlu, son Adem olur; Tanrı’nın egemenliğini başlatır, tarihi dönüşüne kadar nihayete taşır (Mat. 1:1; 28:18–20; Luk. 1:31–33; Rom. 1:3–4; 5:12–21; 1. Ko. 15:22–22; Ef. 1:9–10, 18–23; Flp. 2:9–11; Kol. 1:15–20; İbr. 1–2). Ancak İsa bunu yalnızca, Baba’nın ilahi Oğlu olduğu için yapabilir (Mat. 11:25–30; Yu. 5:16–30); O, insan doğamızı üstlenir, yaşar, itaat eder, ölür ve bizim aklanmamız için dirilir. Sadece ilahi Oğlu olarak insan doğamızı üstlenerek, tüm Yasayı ve Peygamberleri yerine getirebilir (Mat. 5:17–20; 7:12), günahımızı ve suçluluğumuzu üzerine alabilir ve kanıyla yeni bir antlaşmayı onaylayarak dünyayı düzeltir (Rom. 3:21–26; 5:1–8:39; 1. Ko. 15:1–34; Ef. 1:7–10; İbr. 8:1–13). Böylece, Kutsal Yazılar Mesih’i açığa çıkarır.
Yazar Hakkında
Stephen J. Wellum

Stephen J. Wellum

Stephen J. Wellum is professor of Christian Theology at The Southern Baptist Theological Seminary and editor of The Southern Baptist Journal of Theology.