Ana Sayfa › Makaleler › Levililer 8-10'un Anlatı ve Yorumu

Levililer 8-10'un Anlatı ve Yorumu

· · 764 görüntülenme ·
Levililer 8-10'un Anlatı ve Yorumu
Tüm Makaleler
  Bu makalenin amacı¹ iki yönlüdür. Bir yandan Levililer kitabı ile, diğer yandan anlatı ile ilgilidir. Yaratılış’tan Krallar’a kadar uzanan kapsamlı metin genel olarak anlatısaldır. Ancak Levililer, çoğunlukla anlatıdan ziyade doğrudan talimatlardan oluşur ve bu yönüyle dikkat çekicidir². Levililer’in büyük bölümü, kurbanların nasıl sunulacağına, yasak olan şeylerden nasıl kaçınılacağına ve doğru bir yaşamın nasıl sürdürüleceğine, ayrıca İsrail’in kimliği ile bu kimliğin nasıl korunup ifade edileceğine dair kılavuzlardan oluşur. Bu metin, Musa’ya, Harun’a, Harun’un oğullarına ve genel olarak İsraillilere nasıl ibadet edeceklerini ve nasıl yaşayacaklarını öğretir. Bununla birlikte, bu kılavuzlar bazı anlatısal özellikler de içerir. Özellikle kurban sunma tasvirlerinde ve yasaklarla başa çıkma süreçlerinde bu durum görülür³. Ayrıca kitap, iki gerçek anlatı da içerir. Bu “anlatı teolojisi” örneklerinden biri⁴, Levililer 24’te yer alır ve melez (karışık soylu) bir kişinin işlediği suça dair kısa bir anlatıdır. Bu metin; şaşırtıcı, sürükleyici, ilgi çekici, rahatsız edici ve gizemli bir kısa hikâye niteliği taşır. Diğer anlatı ise Levililer’deki tek kapsamlı anlatı olup, Levililer 8–10’da Musa’nın çölde kurulan tapınakta ibadeti başlatmasını konu alır. Bu bölüm, kâhinliğin başlatılışını, Harun’un ilk kurbanı adamasını ve oğullarının yetkisiz şekilde buhur sunmasını olayını anlatır. Ayrıca devamında başka bazı meselelerin ele alınmasını da gerekli kılar. Dolayısıyla bu anlatı da şaşırtıcı, sürükleyici, ilgi çekici, rahatsız edici ve gizemli yönler taşır. Bu nedenle, bu metin, talimatlar, özdeyişler ya da mezmurlar gibi metinlere uygulanan yaklaşımlardan ziyade, anlatıya uygun bir yöntemle ele alınmayı hak eder. Son yüzyıl boyunca Batı dünyasında anlatı yorumuna ilişkin çeşitli kategoriler geliştirilmiştir ve bu kategoriler, Levililer 8–10’un anlaşılmasına da yardımcı olmaktadır. Bu kategoriler şunlardır: mekân, bakış açısı, olay örgüsü, tema, karakter ve dil (language). Dolayısıyla bu makalenin amacı, Levililer’in bu alışılmadık bölümünü yorumlamaya yönelik yöntemler önermek ve anlatı yorumuna dair yaklaşımların nasıl işlediğini göstermektir.
  1. Mekân

8–10. bölümler, anlatı niteliği bakımından Levililer kitabı içindeki bağlamından ayrışır ve bu anlatı olmasa bile Levililer kitabı büyük ölçüde bağımsız bir eser olarak varlığını sürdürebilirdi. Bununla birlikte Levililer 8–10, Tevrat ve İlk Peygamberler bağlamında hayati bir öneme sahiptir. Mısır'dan Çıkış’ta Yahve, bir tapınak kurulmasını ve kâhinliğin başlatılmasını buyurmuş, Musa da ilk buyruğu yerine getirmiştir. Levililer 8–10 ise ikinci buyruğun yerine getirilişini kaydeder. Bu anlatı olmadan Çölde Sayım kitabındaki anlatı ilerleyemezdi ve bir bakıma bu anlatı Mısır'dan Çıkış 29 ve 40. bölümlerdeki materyale dayanır. Burada ya aynı anlatıcı önceki anlatımı sürdürmekte ya da başka bir anlatıcı önceki bir anlatıcının eserini uyarlamaktadır⁵. Bu durumda Levililer 8–10’un gösterdiği anlatıya dair sorulardan biri, bir anlatının ne ölçüde kendi içinde tamamlanmış olduğudur. 24. bölümdeki kısa hikâye oldukça bağımsızdır; ancak Çölde Sayım'da yer alan ve Musa’nın daha önce verdiği talimatlarda ele alınmamış gibi görünen durumlarla ilgili üç başka anlatıyla ilginç bağlantılar kurar. Bu durumlarda topluluk Yahve’nin rehberliğine ihtiyaç duyar (Say. 9:8; 15:34; 27:5). Levililer 8–10 da benzer şekilde büyük ölçüde bağımsızdır ve bir bakıma tek başına durabilir; ancak Levililer 16 bu bölüme geri dönerek Kefaret Günü düzenlemesinin bir anlamda Nadav ve Avihu’nun eylemi ve sonrasının bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtir (Say. 3:4; 26:61)⁶. Bununla birlikte daha geniş Tevrat anlatısı bu bölüme ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bir anlatının önemi, daha geniş anlatı bağlamındaki konumuyla da ilişkili olabilir. Başka bir ifadeyle, bir anlatı çoğu zaman bir soruya cevap verir; ancak cevaplanan soruların türleri çeşitlidir. Anlatı düzeyinde bu bölümlerin yanıtladığı soru kolayca belirlenebilir: Musa, Yahve’nin buyruğunun diğer yönünü—yani kâhinliğin başlatılmasını—ne zaman yerine getirecektir? Anlatı açısından bakıldığında, Yahve’nin bu buyruğu vermesinin üzerinden oldukça uzun bir zaman geçmiştir. Yaratılış’tan Krallar’a uzanan dokuz kitabı, bir televizyon dizisinin dokuz sezonuna benzetmek mümkündür. Bu tür diziler genellikle her sezonu belli bir kapanışla bitirir, ancak bazı unsurları açıkta bırakır ve çoğu zaman bir “merak unsuru” ile sona erer. Tevrat anlatısının ikinci “sezonu” olan Mısır'dan Çıkış kitabı, izleyiciyi ikinci buyruğun yerine getirilmesi konusunda bir belirsizlik içinde bırakır. Yine bir televizyon dizisi gibi, Levililer kitabı da daha geniş anlatının dinamiğinde beklenmedik bir hamle yaparak bu merakı artırır. Bu soruya doğrudan cevap vermek yerine, kurban sunumuna dair yedi bölüm boyunca talimatlar sunar. Bu içerik konu bakımından uygun olsa da soruyu doğrudan yanıtlamaz. Tarihsel-eleştirel çalışmalar, bir anlatının cevapladığı soruyu belirlemenin başka bir yoluna, yani anlatının tarihsel veya sosyolojik bağlamına odaklanır. Bu bağlamda anlatı, İsrail kâhinliğinin tarihsel gelişimi içinde değerlendirilir. İsrail’de Harun soyundan gelen kâhinlik nasıl ortaya çıkmıştır? Bu kâhinliğin yetkisi gerçekten geçerli midir? Böylece tarihsel bağlam sorusu, aynı zamanda ideoloji sorusunu da içerir: Anlatı kimin çıkarlarına hizmet etmektedir? İkinci Tapınak döneminde, soyunu Harun’a dayandıran kâhinlerle soyunu Zadok’a dayandıran kâhinler arasında bir çatışma yaşandığı öne sürülmüş ve bu bölümler zaman zaman gruplardan birinin iddialarını desteklemek için yorumlanmıştır. Ancak sorun şudur ki, bu tür varsayımlar büyük ölçüde çıkarımlara dayanan kapsamlı teoriler kurar⁷. Levililer 10 bölümü hem Zadok yanlısı hem de Harun yanlısı olarak yorumlanmıştır; kimi yorumlar Harun’un eleştirildiğini, kimileri ise sonunda desteklendiğini vurgular. Bu iki ihtimalin varlığı, anlatının belirli bir grubu açıkça destekleyecek kadar net olmadığını gösterir. Akademik çevrelerde bu anlatının tarihsel bağlamı ve ideolojik sonuçları üzerine tartışmalar canlıdır. Ancak bu tartışmalar, sınırlı somut kanıta dayanan varsayımlara bağlı olduğu için çoğu zaman tatmin edici değildir. Helenistik dönemde, Kutsal Yazılara bağlı liderlerle daha liberal eğilimli kişiler arasında çatışmalar yaşanmış; Haşmonayim döneminden itibaren ise Ferisiler Yahudiye’de kâhinlerden daha etkili olmaya başlamıştır. Bu bağlamlardan herhangi birinin Levililer 8–10 anlatısının yazıldığı ortam olduğunu düşünmek zor olsa da, bu hikâyenin o dönemlerde önemli hale gelmiş olabileceği düşünülebilir. Bu durum, anlatının “mekânı”nı düşünmenin başka bir yoluna işaret eder: metnin yazıldığı bağlamdan ziyade, okunduğu bağlamı dikkate almak. Tevrat ve İlk Peygamberler döneminde, Nadav ve Avihu anlatısının; Hakimler 17–18’deki kahin Mika öyküsü, 1. Samuel 1–3’te Eli’nin oğulları ve Samuel, 1. Krallar 16’daki Ahav’ın sunağı ve Yeremya ile Hezekiel’de eleştirilen sapkın ibadet uygulamaları bağlamında anlamlı olduğu düşünülebilir. Monarşi öncesi ve monarşi dönemindeki çeşitli bağlamlarda bu anlatı güçlü bir etki yaratmış olmalıdır. Anlatı yorumuna yönelik Batı ilgisi Aristoteles’e kadar uzansa da, daha yeni bir gelişme “alımlama tarihi” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım da başlangıçta genel yorum teorisi içinde gelişmiş ve daha sonra Kutsal Yazılar’ın yorumuna uygulanmıştır. Diğer yorum yaklaşımlarında olduğu gibi, bunun da Kutsal Yazılar’ın doğasına ne ölçüde uygun olduğu sorgulanmalıdır. Tevrat’ın büyük ölçüde bugünkü haline Geç Babil ya da erken Pers döneminde ulaştığı ve Ezra tarafından Yeruşalim’e getirildiği varsayılabilir. Bununla birlikte Masoretik Metin, Samiri Pentateuk ve Septuaginta arasındaki küçük farklar, metnin İkinci Tapınak dönemi boyunca küçük değişikliklerle gelişmeye devam ettiğini gösterir. Bu değişimlerin bir kısmı tesadüfi olsa da, bir kısmı bilinçli düzenlemeler gibi görünmektedir; metni daha anlaşılır ve daha uygulanabilir kılmayı amaçlayan açıklama ve uyarlamaları yansıtır⁸. Bu durum metnin canlılığını ortaya koyar⁹. Yeni Antlaşma’daki bir ifadeyle söylemek gerekirse, bu durum anlatının “Tanrı esini” olduğunu ve yararlı olduğunu yansıtır (2. Ti. 3:16). Dolayısıyla Levililer 8–10, İkinci Tapınak döneminin çeşitli kriz ve çatışma ortamlarında da bir bağlama sahiptir ve anlatı yorumu bu tür bağlamlarda nasıl okunduğunu da dikkate alabilir. Anlatıdaki doğrudan mesaj, hikâye içindeki topluluğun burada söylenenlere dikkat etmesi gerektiğidir. Dolaylı mesaj ise, daha sonra Tevrat’ı dinleyen topluluğun da bu hikâyede olup bitene dikkat etmesi gerektiğidir. Bu nedenle, Levililer’in anlattığı hikâyenin dinleyici üzerindeki etkisini incelemek, yazarın zihnini anlamaya çalışmaktan daha ulaşılabilir bir hedef olabilir. Yorum çalışmaları çoğu zaman bu yönde ilerler. Alımlama tarihinin yanı sıra, postkolonyal eleştiri yaklaşımı da dikkate alınabilir. Bu yaklaşımın Kutsal Yazılar’a ne ölçüde uygun olduğu sorgulanmalıdır Bazı uygulamaları metnin doğasıyla gerilim içindedir. Levililer son halini Yaratılış’tan Krallar’a uzanan bütün içinde aldığında, İsrail ve Yahuda artık bir imparatorluk gücünün egemenliği altında yarı-sömürge yapılar halindeydi. Bu durumda Yahve’ye hizmet etme özgürlüğü ya da buna yönelik çağrı, anlatının okunduğu bağlamın önemli bir unsuru haline gelmiştir.
  1. Bakış Açısı

Mekân sorusunun tarihsel-eleştirel versiyonu, anlatı yorumunda ikinci klasik bir kategoriyle paralellik gösterir: Hikâye hangi bakış açısından anlatılmaktadır? Levililer Kitabı’nin genel niteliği, onun Yahve’ye ve İsrail’e bağlı olan İsrailli ilahiyatçı-yazmanlar tarafından kaleme alındığını düşündürür. Bu kişiler teolojik olarak düşünür, İsrail’in Yahve’nin yolunda yaşamasını ister ve kâhinliğin bu bağlılığı teşvik etmede kilit bir rolü olduğuna inanırlardı. Ayrıca“Burada kim kimi neye ikna etmeye çalışıyor? Kim hitap ediyor? Kime hitap ediliyor? Ve neden?” gibi soruların sorulmasını teşvik eden bir tarzda çalışırlar¹⁰. Hikâye daha özel olarak bakış açısı hakkında ne söylemektedir? Metin üçüncü tekil şahısla konuşur. Bu durum, anlatıcının Musa’dan farklı biri olduğu anlamına gelebilir ya da gelmeyebilir. Çünkü anlatıcılar bazen kendilerinden üçüncü şahıs olarak söz edebilir¹¹. Bu durum, Yaratılış’tan Krallar’a kadar uzanan daha geniş anlatıyla paralellik gösterir. Anlatıcı, olaylar gerçekleştiğinde oradaymış gibi konuşur. Dahası, Yahve’nin Musa ve Harun’a söylediklerini de aktarır. Yahve sözlerini yüksek sesle mi söyledi ki orada bulunan biri bunları aktarabilsin? Eğer Musa anlatıcı değilse, Musa ve Harun anlatıcıya Yahve’nin söylediklerini mi aktarmıştır? Yoksa Yahve doğrudan anlatıcıya mı bildirmiştir? Ya da anlatıcı, Yahve’nin söylemiş olması gereken sözleri hayal mi etmiştir? Metin bu sorulara cevap vermez ve okuyucular genellikle bu soruları kendi dünya görüşlerine, Kutsal Yazılar ve Tanrı hakkındaki genel kabullerine göre yanıtlar. Yaratılış’tan Krallar’a uzanan anlatıyı bir televizyon dizisi serisine benzettiğimiz gibi, bir dizinin ya da filmin senaryosunu üreten “yazarlar odası”nı da Kutsal Yazılar’ın kökenini düşünmek için bir model olarak kullanabiliriz. Böyle bir süreç genellikle bir kişinin bir fikir ortaya koymasıyla başlar ve sonunda bu kişi ya da başka biri tarafından nihai metnin yazılmasıyla tamamlanır. Bu süreçte bir grup insan bir masa etrafında toplanır, fikirlerini paylaşır, tartışır, hatta zaman zaman anlaşmazlığa düşer ve sonunda bir uzlaşmaya varır. Levililer kitabı ve genel olarak Tevrat söz konusu olduğunda, bu “yazarlar odası”ndaki ilahiyatçıların büyük olasılıkla kâhinler olduğu düşünülebilir. Ezra, nihai metni ortaya koyan kişinin nasıl biri olduğuna dair bir fikir verir. Bu modeli biraz genişletecek olursak, Tevrat söz konusu olduğunda “yazarlar odası” muhtemelen birkaç yüzyıl boyunca defalarca toplanmıştır. Tevrat’ın bugün bildiğimiz formuna bu tür devam eden bir süreç sonucunda ulaştığı düşünülebilir. Levililer çalışmaları içindeki güncel eğilim, bu yaratıcı sürecin önemli bir kısmının İkinci Tapınak dönemine kadar sürdüğünü ileri sürmektedir. Ancak bu görüşü benimsemek için daha somut kanıtlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ben daha çok, Ezra’nın Yeruşalim’e büyük ölçüde bugün bildiğimiz Tevrat ile geldiğini, ancak henüz beş kitaba ayrılmamış olabileceğini varsayıyorum. Bu bölünmenin daha sonra gerçekleşmesi, Mısır'dan Çıkış ile Levililer kitabı arasındaki anlatı boşluğunun yarattığı gerilimi daha da belirgin hale getirmiştir. “Yazarlar odası”ndaki ilahiyatçı-yazmanların Yahve ve İsrail hakkındaki temel anlatıyı bildiklerini varsayıyorum. Atalara verilen vaat, Mısır’dan çıkış, Sina’da buluşma, Kenan’a yerleşme, krallığın kurulması, tapınağın inşası, Yahuda ile Efrayim arasındaki bölünme ve tapınağın yıkımı gibi olayların farkındaydılar. Aynı zamanda, Levililer 1–7 ve 11–15’teki kurban ve yasaklarla ilgili kılavuzlar gibi yazılı materyaller de önlerindeydi. Ayrıca ailelerinden duydukları sözlü anlatılar da zihinlerinde yer alıyordu. Levililer 8–10’u oluştururken, Yahve’nin Musa ve Harun’a ne söylemiş olabileceğini ve İsrail’in tapınak ibadetinin nasıl başlatılmış olması gerektiğini hayal etmek için yaratıcı sezgilerini kullanmışlardır. Bu metin, İsrail ibadetinin kökenine dair bir tasvir olarak kabul görmüş ve topluluğun Yahve ve halkı hakkındaki düşüncesini şekillendirmeye devam etmiştir. İsa ve O’na iman edenler ile daha sonra Yeni Antlaşma’yı oluşturan metinleri yazan kişiler de, Tanak’ın oluşum sürecinde Kutsal Ruh’un etkin olduğuna inanmışlardır. Bu nedenle bu metinler, Yahudi ya da diğer uluslardan olup İsa’ya iman eden topluluklar için Kutsal Yazılar olarak kabul edilmiştir. Bu ilahiyatçı-yazmanlar kâhinlikten yana bir eğilim taşısa da, eserlerinde belirgin bir şekilde taraflı bir kâhin bakış açısı sergilediklerine dair somut kanıt azdır. Metni, kâhinleri halkın üzerinde tutan ya da her durumda kâhinliği savunan bir tarzda yazmazlar. Eğer bakış açıları kâhinî ise, bu bakış açısının amacı nedir? Metin, Harun soyundan gelen kâhinliğin Yahve tarafından kurulduğuna dair güven oluşturmak ister. Topluluğun başkâhinlere ve diğer kâhinlere saygı duymasını ister. Kâhinlerin hizmetinin topluluk için bir sevinç kaynağı olduğunu vurgular. Aynı zamanda kâhinlerin hata yapabileceğini de kabul eder. Kâhinliğin siyasi bir güç olarak görülmesi ya da böyle bir güç kullanması gerektiğine dair bir anlayış göstermez. Musa (peygamberlik otoritesi) ile Harun (kâhinlik otoritesi) arasındaki gerilimin farkında olabilir. Hem topluluğun hem de kâhinliğin, Yahve’nin buyruklarına bağlılığın yalnızca başlangıç için değil, sürekli yaşam için de temel bir ilke olduğunu kabul etmesi gerektiğini ima eder. Harun’un göreve başlatılması ve ardından Musa ile Harun arasındaki gerilim anlatılırken, bakış açısı sorusu İsrail tarihinin farklı dönemlerinde farklı anlamlar kazanabilir. Bu bölümler bu nedenle farklı şekillerde yorumlanmaya açıktır. Samuel kitapları ve 1. Krallar’ın başlangıcı, kâhinlik ve Zadok ile Aviyatar gibi kâhinlerin konumu etrafındaki krizleri anlatır. Daha sonra, tapınağın kurulması bağlamında meşru kâhinlik nasıl anlaşılmıştır? Ya da Yarovam’ın Efrayim’de alternatif bir ibadet sistemi kurması nasıl değerlendirilmiştir? 2. Krallar ve 2. Tarihler kitapları, kâhinlerin sadakati ve sadakatsizliği hakkında karmaşık bir tablo sunar. Bu durum krallar ve peygamberlerle paralellik gösterir. Yeremya ve Hezekiel’in anlattığı gibi Yeruşalim kâhinliğinin sapkınlığı bağlamında bu anlatı ne ifade eder? MÖ 587 öncesindeki son dönemlerde tablo daha da olumsuzdur; ancak Hezekiel’in kendisi de bir kâhin soyundan geldiği için, onun ve diğer metinlerin (Krallar, Tarihler, Yeremya) değerlendirmelerinde abartı payı olabileceği dikkate alınmalıdır. Buna rağmen Ağıtlar, Yahve’nin kâhinlere izin verdiği felaketler karşısında yas tutar (Ağı. 1:4, 19; 2:6, 20; 4:13, 16). MÖ 587 sonrasında, ya da MÖ 537 veya 516 sonrasında topluluk kâhinliğin durumunu nasıl görmüştür? Levililer 10, kâhinlerin yaptıkları hatalar nedeniyle kendilerine getirebilecekleri tehlikelere dikkat çeker. Onlara ayırt etme ve öğretme görevlerini hatırlatır. Bu mesaj, özellikle sürgün sonrası dönemde hem halk hem de kâhinler için büyük önem taşımıştır. Bu anlatının sonunda bakış açısına dair başka bir unsur ortaya çıkar. Musa, günah sunusu keçisiyle ilgili bir soru yöneltir; ancak “işte, o yakılmıştır” (10:16). Buradaki “işte” ifadesi İbranice הִנֵּה kelimesidir; geleneksel olarak “bakın” şeklinde çevrilir. Anlatı, okuyucuyu hayal gücüyle belirli bir sahneye bakmaya yönlendirir. Benzer şekilde, halkın Yahve’den çıkan ateşi “gördüğü” anlatıldığında (9:24) okuyucu bu sahneyi toplulukla birlikte görmeye davet edilir¹².
  1. Olay Örgüsü

Bir anlatı olması gereğiyle, Levililer Kitabı 8–10 bölümleri, okuyucuyu olay örgüsünü takip etmeye ve betimlenen olayları zihninde canlandırmaya davet eder. Levililer 1–7’deki kurbanların dramatik, yarı-anlatısal tasviri, okuyucuyu kurban sunma sürecine hayal gücü aracılığıyla dahil ederken; bu gerçek anlatı okuyucuyu çok daha doğrudan içine çeker. Levililer 8’de topluluğun bir araya gelişiyle birlikte biz de bu sürece katılırız. Musa’nın Harun ve oğullarını hazırlayışını, giydirişini ve mesh edişini izler; ardından Harun ve oğullarının kurbanları sunuşuna tanıklık ederiz. Kutsama haftası boyunca sabırla bekler, Harun ve oğullarının bu süreçte tapınakta kalışını gözlemleriz. Levililer 9’da ise ilk kurbanların sunulmasına ve Harun’un topluluğu kutsamasına tekrar tanıklık ederiz. Yahve’nin görkemi ortaya çıkar, ateş sunuyu tüketir; biz de halkla birlikte coşar ve yüzüstü yere kapanırız. Ancak Levililer 10’da, Nadav ve Avihu’nun yetkisiz ateş sunmaları ve bunun sonucunda yok edilmeleri karşısında dehşetle izleriz; ardından gelen olayları ve karşılaşmaları adeta sersemlemiş bir halde dinleriz. Levililer 8–9, olayların ardışık biçimde ilerlediği, açık ve düzenli bir anlatıdır. “Kâhinliğin başlatılması nasıl gerçekleşti?” sorusuna tartışmasız ve tatmin edici bir cevap verir. Levililer 10 ise beklenmedik bir olayla bu düzenli akışı dramatik bir yapıya dönüştürür ve yeni sorular ortaya çıkarır. Hatta Levililer 10, açtığı sorulara yalnızca kısmi cevaplar verir. Başka bir ifadeyle, Levililer 8–9 belirli bir mantığa sahip bir anlatıdır; olaylar anlaşılır bir sırayla birbirini takip eder. Yahve talimat verir, Musa ve Harun bu talimatları uygular. Levililer 10 ise başlangıçta bu düzenli akışı sürdürecekmiş gibi görünür: “Harun’un oğulları Nadav ve Avihu buhurdanlarını alıp içine ateş koydular ve üzerine buhur koydular.” Ancak anlatı burada beklenmedik bir sıçrama yapar. Sonrasında olaylar öngörülemez bir şekilde ilerler; belirli bağlantılar vardır ama tutarlı bir mantık yoktur ve metin soruları çözmekten çok onların etrafında dolaşır. Levililer 8–9 baştan sona anlaşılırken, Levililer 10 okuyucuyu anlam üretmeye zorlar; bu anlam da ancak ve kısmen, metnin sonuna gelindiğinde kurulabilir. Bununla birlikte Levililer 8–10, kendine özgü tarzıyla “klasik olay örgüsü”nün yapısını izler. Her şey olay örgüsüyle ilişkilidir ve önemsiz görünen unsurlar aslında önemlidir. Levililer 10’daki kesintili yapı da bu bütünün bir parçasıdır. Bu bölüm karmaşıklık ve gerilim içerir. Geriye dönük olarak, Levililer 8–9’un basit anlatısını daha karmaşık ve gerilimli bir yapıya dönüştürür. Aynı zamanda şeffaftır; kendi çerçevesi içinde anlamlıdır, kendi dünyası içinde işler ve okuyucunun buna inanmasını ister¹³. Dolayısıyla Levililer 8–10’un büyük bir bölümü, Mısır'dan Çıkış kitabından kalan basit soruya doğrudan bir cevap verir ve anlatının üçüncü “sezonunu” izleyen okuyucu rahatlar. Ya da belki rahatlamaz. Çünkü okuyucu, Yahve’nin dünyanın hikâyesini başlattığı ve her şeyin ters gittiği ilk “sezonu” (Yaratılış) izlemiştir. Aynı şekilde Yahve’nin İsrail’in hikâyesini başlattığı ve yine sorunların ortaya çıktığı ikinci “sezonu” (Çıkış) da görmüştür. Bu nedenle okuyucu, Levililer 8–9 boyunca yeni bir kırılma anını bekliyor olabilir. Nitekim bu beklenti şu çarpıcı ifadeyle gerçekleşir: Harun'un oğulları Nadav'la Avihu buhurdanlarını alıp içlerine ateş, ateşin üstüne de buhur koydular. RAB'bin buyruklarına aykırı bir ateş sundular. RAB bir ateş gönderdi. Ateş onları yakıp yok etti. RAB'bin huzurunda öldüler. Bir anlatıda gerilim genellikle temel bir unsurdur. Çözülmesi gereken bir durum ortaya çıkmalıdır; bu durum Levililer 24’teki kısa anlatıda da görülebilir¹⁴. Ortaçağ İngiliz Kutsal Kitap çevirilerinde yapılan bölüm ayrımı, Levililer 10’u yeni bir başlangıç gibi gösterse de, İbranice metinde bu yeni bir bölüm başlangıcı değildir. Ancak içerik açısından bakıldığında, Levililer 8–9’daki hayranlık duygusundan Levililer 10’daki ciddiyet ve ağırlığa açık bir geçiş vardır. Bu durum, “Rab’bin halkına görünmesinin (9:23–24) aslında belirsiz ve çift anlamlı” olduğunu gösterir; geriye dönüp bakıldığında bu şaşırtıcı değildir, çünkü “kutsal Tanrı tüketen bir ateştir” (Çık. 24:7) ve bu nedenle “varlığı potansiyel olarak ölümcüldür”¹⁵. Buna rağmen Levililer 10 ilerledikçe “ilahi buyruklara itaat temasını yeniden kurar” ve sonuçta ortaya çıkan kriz yalnızca “geçici bir tersine dönüş” olarak kalır¹⁶. Bir anlatının olay örgüsünü incelemek, onun tarihsel mi yoksa mecazî mi olduğunu belirlemek anlamına gelmez. Kutsal Yazılar’da Tanrı hem tarihsel anlatıları hem de hayal gücüyle genişletilmiş anlatıları hem de benzetme (mesel) türündeki anlatıları esinlemiştir. Tarihsel anlatılar bile kurmaca tekniklerinden yararlanır¹⁷. Hatta “bir metni kurmaca olarak tanımlayacak herhangi bir sözdizimsel ya da anlamsal özellik yoktur.” Buradaki asıl mesele yazarın niyetidir¹⁸. Bu kategoriler arasındaki sınırlar çoğu zaman belirsizdir ve bir anlatının hangi kategoriye ait olduğunu kesin olarak belirlemek zordur. Levililer 8–10’daki bu dikkatle kurgulanmış ve şaşırtıcı anlatının, ilahi esinle şekillenen bir hayal gücünün ürünü olduğunu varsayıyorum. Ya da İsa’nın benzetmeleri gibi, ilahi esinle ortaya çıkan anlatılara benzer. Paradoksal olarak, bu anlatıyı bir benzetme olarak adlandırmak onun tarihsel gerçeklik içermediği anlamına gelmez. Örneğin Yaratılış 1, Tanrı’nın dünyayı gerçekten yarattığını, yaratılışın iyi olduğunu ve insanın bu dünyaya bakmakla görevlendirildiğini ilan eder. Benzer şekilde Levililer 8–10 da önemli tarihsel gerçeklikler bildirir. Tanrı Harun soyundan gelen kâhinliği gerçekten kurmuştur; halkıyla bu hizmet aracılığıyla ilişki kurmuştur; tapınakta gerçekten hazır bulunmuştur; ve kâhinlik gerçekten hataya düşmüştür. Bu metni oluşturan ilahiyatçı-yazmanlar, bu gerçekleri somut bir şekilde ifade ederek insanların bunları kavramasını sağlamaya çalışmıştır. Ancak Tevrat’taki anlatıların tarihsel doğasıyla ilgili diğer değerlendirmelerde olduğu gibi, bu varsayımı kesin olarak kanıtlamak ya da çürütmek mümkün değildir.
  1. Tema

Bir anlatının bir ya da birden fazla teması olabilir. Anlatı, bazı gerçekliklerin karmaşıklığını, doğrudan analitik ifadelerle anlatılamayacak biçimde dile getirebilir. Bu nedenle karşıt anlatıların yan yana getirilmesi, belirsiz ve çok anlamlı durumları ifade etmeye imkân tanır. Yaratılış 1 ve 2, Tanrı’nın yaratılıştaki etkinliğinin düzenli mi yoksa daha serbest mi olduğu sorusunu ele alır. Mısır'dan Çıkış 4–14, ilahi egemenlik ile insanın karar verme özgürlüğü arasındaki ilişkiyi işler. 32–34, Yahve’nin lütfu ile sertliği arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. Levililer 8–10 ise Tanrı’nın buyruklarına uyma zorunluluğu ile bu buyruklara belirli bir esneklikle yaklaşma özgürlüğü arasındaki gerilimi ele alır. Bu bölümler “buyurmak/emretmek” fiilinin yoğun kullanımıyla dikkat çeker. Bu fiil yirmi kez geçer ve otorite, aciliyet ve önem vurgusu taşır¹⁹. Tanak’ta bu yoğunlukta başka bir kullanım yoktur. Bu anlatıdaki kullanımların çoğu, olayların “Yahve’nin buyurduğu gibi” gerçekleştiğini belirtir. Ancak bu ifadenin sık tekrarı, bazı olayların bu ifade olmadan anlatıldığını da fark etmemizi sağlar. Bu durum her zaman bir sorun teşkil etmez (örneğin 9:1–4). Bazen insanlar ne yapacaklarına kendileri karar verir ve bu kabul edilebilir bir durumdur. Bu durum, anlatıyı dinleyenlerin Yahve’nin buyurduğu her şeyi birebir uygulama konusunda takıntılı olmaları gerekmediğini ima edebilir. Bazen olaylar gerçekleşir, “Yahve’nin buyurduğu gibi” ifadesi kullanılmaz ve bu durum tartışmalara yol açar; ancak bu tartışmalar çözüme kavuşur. Bu durum, Tevrat’ın beş kitabı arasındaki (Levililer ile Hezekiel, Amos ve İsa arasındaki) farklılıklarla da uyumludur. Yahve farklı zamanlarda farklı buyruklar verir. Bu da nihai ilkelerin farklı şekillerde ifade edilebileceğini gösterir. Levililer 8–9’da Yahve, Musa’ya kutsama süreciyle ilgili ayrıntılı talimatlar verir ve metin sürekli olarak Musa’nın “Yahve’nin buyurduğu gibi” davrandığını vurgular. Ancak ayrıntılara bakıldığında Musa’nın uygulamaları bu talimatlardan farklılık gösterebilir (bkz. 9:8–21) ve sunuların ayrıntıları Levililer 1–7’deki genel kurallarla tam olarak örtüşmez. Buna karşılık Levililer 10’da “buyurmadığı halde” yapılan bir eylem vardır. Fiilin olumsuz kullanıldığı tek yer burasıdır ve bu durum felaketle sonuçlanır. Bu, Tanrı’nın buyruğuna doğrudan aykırı bir eylemdir. Bu bölümler, Yahve’nin bazen basit itaat gerektiren buyruklar verdiğini, bazen ise daha çok rehberlik eden ilkeler sunduğunu giderek derinleşen bir şekilde ortaya koyar. Bu durumda topluluktaki karar vericiler, Yahve’nin buyruklarının olası anlamlarını tartışma ve müzakere yoluyla değerlendirmek zorundadır¹²⁰. Levililer 10’un ana kısmı, kâhinlik ve teoloji temsilcilerinin bu tartışmaya birlikte katılması gerektiğini ima eder. Böylece Tanrı halkı, Yahve’nin gerçeğini nasıl uygulayacağını birlikte keşfeder. 10:1–5 ile 10:16–20 arasındaki karşıtlık, okuyucuya çözülmesi zor bir gerçeklik sunmaktadır. Yahve’nin sözünü yerine getirmek yaşam ve ölüm meselesi olabilir. Ancak Levililer 8–9, Musa, Harun ve Yahve’nin katı bir yasalcılık içinde olmadığını da göstermiştir. Musa ve Harun her zaman birebir aynı şekilde uygulamaz, ama Yahve bundan rahatsız olmaz. Nadav ve Avihu ise Yahve’nin buyurmadığı bir şeyi yapar ve bunun sonucu ağır olur. Buna karşılık Harun benzer bir durumda kabul görür. Bu durum okuyucuyu düşünmeye zorlar. Nadav ve Avihu’nun itaatsizliği kâhinlik sınırlarının aşılması olarak görülebilir. Musa ve Harun’un uygulamadaki farklılıkları ise Tevrat’ın temel ilkeleriyle çelişmez. Nadav ve Avihu’nun eylemi ise bu ilkelerle çelişmektedir. Levililer 10’daki olayları yapı içinde düzenlemek, Yahve’nin buyruklarına uyma zorunluluğu ile bu buyruklara esneklikle yaklaşma özgürlüğü arasındaki gerilimi daha iyi görmemizi sağlar:
  • 10:1–5:Harun’un iki oğlu, Yahve’nin buyurmadığı şekilde buhur sunar; Yahve’den çıkan ateş onları yok eder. Harun sessiz kalır. Musa müdahale eder ve cesetler dışarı çıkarılır. Bu olay, Levililer 8–9’un sonuna “trajik bir sonuç” getirir²¹.
  • 10:6–7:Musa, Harun ve diğer oğullarına ne yapmaları gerektiğini söyler: yas tutmayacaklar ve tapınaktan ayrılmayacaklardır. Onlar da Musa’nın buyurduğu gibi davranırlar.
  • 10:8–11:Bölümün doruk noktasında Yahve doğrudan Harun’a konuşur. İçkiden sakınmaları gerektiğini söyler ve onların ayırt etme ve öğretme görevlerini tanımlar.
  • 10:12–15:Musa, Harun’un kalan oğullarına tahıl sunusunun geri kalanı ve paylaşılan kurbanın göğüs ve but kısmı hakkında, önceki talimatlardan biraz farklı olan yeni yönergeler verir.
  • 10:16–20:Musa, günah sunusu keçisiyle ilgili olarak Yahve’nin buyruğuna uymayan bir durum hakkında soru sorar (bkz. 9:15). Keçinin yenmesi gerekirken yakılmış olmasına öfkelenir; ancak Harun’un açıklamasını kabul eder ve anlatı olumlu bir şekilde sona erer.
10:1–5’teki şok edici olay ve sonrasında gelişen durumlar, bu anlatının ikinci bir temasını ortaya koyar. Yahve bazen sert ve açıklaması zor görünen şekillerde hareket eder. Bu anlatının kısalığı, anlamını açıklamak için pek çok “satır arası okuma” girişimine yol açmıştır²². Bu anlatı, yazıldığı dönem ne olursa olsun, hem o zamanın hem de sonraki dönemlerin kâhinleri ve halkı için düşünülmesi gereken konular sunar. Bu bağlamda anlatı, bilinçli olarak değilse bile ilahi bir şekilde “belirsiz” bırakılmış olabilir²³. Bu durum, Yahve’nin bazen felaketlere izin verdiğini ya da onları gerçekleştirdiğini kabul etmeye çağırır. Bu felaketler kâhinlerin hatalarıyla ilişkili olabilir, ancak verilen ceza orantısız gibi de görünebilir. Kâhinler, bu tür durumları Tevrat’ın ışığında değerlendirmek ve metnin doğrudan cevap vermediği sorular karşısında ne düşüneceklerini belirlemek zorundadır. Levililer 8–9 boyunca tekrar eden “Yahve’nin buyurduğu gibi” ifadesi, Levililer 10’da ortaya çıkan “ilahi buyruklara nasıl uyulacağı sorunu” ile dikkat çekici bir şekilde birleşir²⁴. “Nadav ve Avihu’nun hikâyesi sadece boşluklar içermez; aynı zamanda bu boşluklarla nasıl başa çıkacağımızı da konu alır”²⁵. Bu durum, ibadet sisteminin bütünüyle güvensiz olduğu anlamına gelmez. Ancak insanların hata yapabileceği ve felaketlerin yaşanabileceği gerçeğinin kabul edilmesi gerekir. Sonuçta, “ritüeller çatışmayı çözmekten ziyade onu erteleyerek toplumsal düzenin sürmesini sağlar”²⁶. Ve eğer bu, insanların birlikte yaşamaya devam etmesini sağlıyorsa, bu da aslında bir tür çözüm olarak görülebilir.
  1. Karakterler

Anlatı yorumunda, hikâyedeki karakterleri incelemek alışılmış bir yaklaşımdır. Levililer 8–10’da karakterler Yahve, Musa, Harun, Nadav ve Avihu, Elazar ve Itamar ile topluluğun tamamıdır. Bir anlatıda karakterlerin düşünceleri, motivasyonları ve amaçları hakkında sorular sorulabilir. Ayrıca onların ne bildikleri ve bu amaçları gerçekleştirmelerini mümkün kılan hangi güce sahip oldukları da sorgulanabilir²⁷. Bu sorular, Levililer 8–9 ile Levililer 10 arasındaki farkı daha da belirgin hâle getirir. İnsanî açıdan bakıldığında, Levililer 8–9’da Musa açıkça kontrolü elinde tutmaktadır. Yahve ne yapması gerektiğini net biçimde belirtir ve Musa bunu yerine getirmekte zorlanmaz. Ancak Levililer 10’un başında Musa anlatı üzerindeki kontrolünü kaybeder; gerçi kısa süre içinde yeniden kontrolü sağladığını gösterir. Fakat sonra iki farklı anlamda tekrar kontrolü kaybeder. Levililer 10’un merkezinde Yahve, yalnızca bu noktada Harun’a doğrudan konuşarak ona sahip olduğu rol ve yetkiyi açıklar. Bölümün sonunda ise Musa, Harun’un diğer oğullarının verilen talimatları açıkça görmezden geldiğini fark eder. Bunun üzerine Harun ile bir yüzleşmeye girer; bu süreç, Musa’nın aslında onları suçlamakta hatalı olabileceğini fark etmesiyle sonuçlanır. Anlatı, karakterlerin kişilikleri, düşünceleri ya da motivasyonları hakkında doğrudan çok az bilgi verir. Yahve, kendisini tanımlayan, buyruklar ve yasaklar veren ve zaman zaman görünen biri olarak tasvir edilir. Bir noktada Musa, kurban etinin doğru şekilde ele alınmaması nedeniyle Elazar ve Itamar’a öfkelenir; Harun ise olanlar için bir gerekçe sunar ve sonunda durum Musa’nın “gözünde iyi” bulunur (10:16–20). Levililer 8–10’daki tüm anlatı burada sona erer. Günümüzde bir okuyucu için dikkat çekici olan, anlatının bir karakterin ne düşündüğünü ya da hissettiğini açıkça ifade ettiği tek yerin burası olmasıdır. Bu durum, 2 Samuel 11 ile ilginç bir karşıtlık oluşturur; orada bölüm şu ifadeyle sona erer: “Davud’un yaptığı şey Yahve’nin gözünde kötüydü.” Anlatı, Nadav ve Avihu’nun neden yetkisiz buhur sunduğunu ya da Musa ile Harun’un buna nasıl tepki verdiğini söylemez. Musa’nın söylediklerini, Yahve’nin yorumu olarak aktarır. Ayrıca Harun’un “sessiz kaldığını” ya da “sükûnetini koruduğunu” belirtir (10:3). Ancak bu sessizlik neyi ifade eder? “Trajik kahraman” olarak Harun’un bu sessizliği ne anlama gelir?²⁸ Anlatının karakterleri sunuş biçiminden üç farklı çıkarım yapılabilir. İlk olarak, bu anlatıda karakterler çok da merkezi değildir. Kutsal Yazılar’ın genelinde olduğu gibi, en azından insan karakterler açısından. Kutsal Yazılar’da asıl belirleyici karakter Yahve’dir. Diğer durumlarda ise olay örgüsü karakterlerden daha önemlidir. Hatta modern anlatı yorumunda karaktere verilen önemin, Viktorya dönemi romanlarının etkisinden kaynaklandığı ve aslında “karakter” diye bir şeyin gerçek anlamda var olmadığı bile öne sürülmüştür²⁹. İkinci olarak, klasik anlatı anlayışında olduğu gibi, metin anlatmaktan çok göstermeye eğilimlidir. Bu yönüyle bir romandan ziyade bir filme benzer. Genellikle karakterlerin eylemlerini aktarır ve onların motivasyonlarını çözmeyi okuyucuya bırakır. Bu da anlatıların nasıl hem ilham verici hem de işlevsel olabildiğinin paradoksal bir yönüdür. Okuyucu, insanların Yahve’nin buyurduğu gibi davranmalarından gerekli sonuçları çıkarmaya davet edilir. Bu sonuçları kendisinin keşfetmesi, onları daha ciddiye almasını sağlayabilir. Ancak burada bir sorun da vardır. Açıkça ifade edilmeyen anlamlardan okuyucular çok farklı sonuçlar çıkarabilir. Bu durum, metinlerin ideolojik yorumlara açık olmasının temel nedenlerinden biridir. Üçüncü olarak, karakterlerin eylemleri bazen tamamen gizemli olabilir. Bu da anlatının farklı yönleri hakkında çok sayıda yorumun ortaya çıkmasına yol açar. Bunun olumsuz yanı, akademik dergilerde sayısız kısa yorumun çoğalmasıdır. Olumlu yanı ise okuyucunun düşünmesini, hayret etmesini ve hem kendisi hem de Tanrı hakkında yeni şeyler öğrenmesini sağlamasıdır. Levililer 24’te yorum, melez kökenli genç adamla ilgili soruların ima ettiği belirsizlikle yetinmek zorundadır. Bu tür bir anlatı, sorulara kesin cevaplar verdiğimizi varsaymadan, bu belirsizliğin doğurduğu tartışmaya katılmayı gerektirir. Bu da Kutsal Yazılar’ın ne kadar yararlı olabileceğini gösteren bir başka özelliktir. Metnin açıklığı, anlatının çok anlamlı ve belirsiz yapısı, bu tür bir öğrenme sürecini mümkün kılar.
  1. Dil

İngiliz editör Tom Gatti, kurgu yazarlarında aslında en çok değer verdiğimiz şeyin olay örgüsü ya da karakterler değil, dil yani kelimeler olduğunu öne sürer³⁰. Gatti, dilin verdiği hazza vurgu yapar; bu vurgu, özellikle 10. bölümdeki palistrofik yapının estetik niteliği açısından Levililer 8–10 için de geçerli olabilir. Aynı durum, Tanak’taki şiirsel dizelerin etkileyici doğası için de geçerlidir—ki çevirilerin genellikle fark ettirdiğinden daha fazla şiirsellik Levililer kitabında mevcuttur (Lev 26). Ancak burada odak nokta, dilin haz vermesinden ziyade Gatti’nin düşüncesinin daha geniş sonuçlarıdır. Gatti, anlatıda en çok değer verdiğimiz unsurun dil olduğunu söylerken abartılı bir ifade kullanır; yine de bu görüş bazı yazarlar ve okuyucular için geçerli olabilir. Gatti, Ian McEwan’dan şu sözleri aktarır: “Sevdiğimiz yazarlar, fark edilmeden zihnimize sızar ve bilincimizi değiştirir. Günlük düşünce ve konuşma akışını büküp dönüştürürler.” Bunu, “görüşleri” ya da “teorileri” ile değil, dildeki ustalıklarıyla yaparlar. Gatti’nin bu yorumu Levililer 8–10 için de geçerlidir; çünkü Levililer bir retorik eseridir³². Amacı ikna etmektir. Bu, onun yarım doğrular söylediği ya da aldatıcı olduğu anlamına gelmez. Aksine, metin tutku, coşku ve bağlılıkla konuşur. Bu tutkuyu dinleyicisiyle paylaşmayı amaçlar; tıpkı Yahve’nin Sina’da Musa’yı bunu toplulukla paylaşmaya teşvik etmesi gibi: “Bütün topluluğu Buluşma Çadırı’nın girişine topla,” dedi Yahve. Musa bunu yaptı ve topluluğa şöyle dedi: “Yahve’nin yapılmasını buyurduğu şey budur” (Lev 8:3–5). Levililer zaman zaman, Martin Amis ya da bir peygamber gibi, akılda kalıcı ifadeler üretir. Bunlardan biri Levililer 8–10’un kilit bir anında yer alır: ''Bana hizmet edenler kutsallığıma saygı duyacak ve halkın tümü beni yüceltecek.'' (10:3) Bunu, gizemli ve yoruma açık şu ifade izler: “Harun hiçbir şey söylemedi” (10:3). Ardından Harun’un sorduğu retorik bir soru anlatıyı neredeyse sona erdirir: ''Halk bugün RAB'be günah sunusu ve yakmalık sunu sundu” diye yanıtladı, “Benim başıma ise bunlar geldi. Günah sunusunu bugün yemiş olsaydım, RAB bundan hoşnut olur muydu?” (10:19). Retorik bir eser olarak Levililer 8–10, kelimeleri kullanma konusunda dikkatli ve etkilidir. Levililer 10’daki olaylar, Levililer 8–9 ile belirgin bir karşıtlık oluşturur; ancak bölümler arasında hem bağlantıyı güçlendiren hem de karşıtlığı derinleştiren çok sayıda sözel paralellik vardır. Levililer ayrıca kelime dizilişinde de bilinçli bir tercihte bulunur. İbranice’de en yaygın söz dizimi fiil–özne–nesne şeklindedir; ancak Tanak, İngilizce çevirilerin yansıttığından çok daha fazla çeşitlilik gösterir. Yukarıda alıntılanan 10:3 ayetinde, çeviriler İbranice kelime sırasını takip edip etmemekte farklılık gösterir. Yahve’nin Musa’ya topluluğu toplama buyruğunda da bu kelime sırası dikkat çekicidir: “Bütün topluluğu—Buluşma Çadırı girişine getir” (8:3). Bu sıralama vurguyu “bütün topluluk” üzerine koyar. Hatta anlatıyı dinleyenlere dolaylı olarak “Bu sizi de kapsıyor” diyor olabilir. Anlatının dinleyicisi, kendisini özdeşleştirdiği bir topluluğa verilen buyrukları adeta “kulak misafiri” olarak duyar; bu da güçlü bir iletişim yöntemidir³³. Benzer bir durum Levililer 8–9’un anlatı düzeninde de görülür. Tanak’ta ve diğer metinlerde sıkça olduğu gibi, bu bölümlerin olay örgüsü tamamen kronolojik değildir. Anlatıcı, iletişim amacıyla dramatik düzeni kronolojik sıranın önüne koyar. Örneğin 8:6’daki Harun’un oğullarının sunulması, 8:13’teki aynı olayı önceden haber verir. Aynı şekilde 8:6’daki yıkanma anlatımı da muhtemelen önceden verilmiş bir bilgidir. Ayrıca kronolojik açıdan bakıldığında, 8:10–11’deki meshetme ve serpme anlatımı çıkarıldığında 8:6–9 ve 12–13 daha akıcı ilerlerdi. Eğer bu eylemler önce gerçekleşmiş olsaydı, kazan (8:11) yıkanma için su kaynağı olarak hazır bulunurdu. Ancak anlatının dramatik akışla ilerlemesi, özellikle Harun’un kutsanması olmak üzere kutsama eylemlerine vurgu yapar. Benzer bir durum 9:22–23’teki kutsama anlatımında da görülür. “Topluluğun kutsanması” (22a), halk adına sunulan ilk kurbanların uygun bir sonucu olarak işlev görürken, 23a’daki kutsama Musa ve Harun’un ilk kez çadıra girişine vurgu yapar³⁴. DİPNOT 1 This article is an expanded version of a paper presented to a meeting of the Tyndale Fellowship Old Testament Study Group at High Leigh, Hoddesdon, UK in July 2024. It was dedicated to the memory of Professor Alan Millard, long time senior member of the Tyndale Fellowship, who died a few weeks before the meeting. 2 Though Andreas Ruwe notes that there is a sense in which it is a narrative text as a whole: see ‘The Structure of the Book of Leviticus in the Narrative Outline of the Priestly Sinai Story (Exod 19:1–Num 10:10)’, in The Book of Leviticus: Composition and Reception, ed. Rolf Rendtorff and Robert A. Kugler, VTSup 93 (Leiden: Brill, 2003), 55–78. 3 See Liane M. Feldman, The Story of Sacrifice: Ritual and Narrative in the Priestly Source, FAT 141 (Tübingen: Mohr Siebeck, 2020). 4 Thomas Hieke, Levitikus, HThKAT (Freiburg: Herder, 2014), 2:959. 5 Scholarly opinion varies on the direction of this interrelationship: see, e.g., Christoph Nihan, From Priestly Torah to Pentateuch: A Study in the Composition of the Book of Leviticus, FAT 2.25 (Tübingen: Mohr Siebeck, 2007), 124–47. 6 See further L. Michael Morales, Who Shall Ascend the Mountain of the Lord? A Biblical Theology of the Book of Leviticus, New Studies in Biblical Theology 37 (Downers Grove, IL: InterVarsity, 2015), chapter 5. 7 Alice Hunt, Missing Priests: The Zadokites in Tradition and History, LHBOTS 452 (London: T&T Clark, 2006), 144, comments that ‘the paucity of biblical evidence makes it nearly impossible to draw credible conclusions about Zadokites or a Zadokite priesthood’; cf. Lester L. Grabbe, ‘Were the Pre-Maccabean High Priests “Zadokites,”’ in Reading from Right to Left: Essays on the Hebrew Bible in Honour of David J. A. Clines, ed. J. Cheryl Exum and H. G. M. Williamson, JSOTSup 373 (London: Sheffield Academic Press, 2003), 205–15; Esaias E. Meyer, ‘Getting Bad Publicity and Staying in Power: Leviticus 10 and Possible Priestly Power Struggles,’ HTS 69 (2013): 1–7. 8 Thus in 10:1, LXX has ‘which the Lord had not commanded them’, and in 10:15, for וּלְבׇנֶיךׇ, which might imply only ‘for your sons’, LXX has ‘for your sons and for your daughters’. 9 Cf. Hindy Najman, ‘The Vitality of Scripture Within and Beyond the “Canon”’, Journal for the Study of Judaism 43 (2012): 497–518, esp. 515–18; and John Goldingay, Joshua, Baker Commentary on the Old Testament Historical Books (Grand Rapids: Baker, 2023), 42–43. 10 James W. Watts, Ritual and Rhetoric in Leviticus: From Sacrifice to Scripture (Cambridge: Cambridge University Press, 2007), 101. 11 Jay Sklar argues in works such as his Tyndale Old Testament Commentary Leviticus (Downers Gove, IL: Inter-Varsity Press, 2014) that the content of Leviticus goes substantially back to Moses. 12 See Stephen K. Sherwood, Leviticus, Numbers, and Deuteronomy, Berit Olam: Studies in Hebrew Narrative and Poetry (Collegeville, MN: Liturgical Press, 2002), 44. 13 My analysis in this paragraph was stimulated by N. J. Lowe, The Classical Plot and the Invention of Western Narrative (Cambridge: Cambridge University Press, 2000), esp. 3–16, 61–78, with his reflections on E. M. Forster, Aspects of the Novel (London: Arnold, 1927), and behind him on Aristotle, Poetics. 14 Cf. Sherwood, Leviticus, 13. 15 John W. Kleinig, Leviticus, ConcC (St. Louis, MO: Concordia, 2003), 235. 16 Watts, Ritual and Rhetoric in Leviticus, 107, 111. 17 See Hayden White, e.g., ‘The Value of Narrativity in the Representation of Reality’, and ‘The Question of Narrative in Contemporary Historical Theory’, in The Content of the Form: Narrative Discourse and Historical Representation (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1987), 1–25, 26–57; also David P. Wright, ‘Ritual Theory, Ritual Texts, and the Priestly-Holiness Writings of the Pentateuch’, in Social Theory and the Study of Israelite Religion: Essays in Retrospect and Prospect, ed. Sul M. Olyan, RBS 71 (Atlanta: Society of Biblical Literature, 2012), 195–216, esp.198. 18 John R. Searle, ‘The Logical Status of Fictional Discourse’, New Literary History 6 (1974–1975): 319–32, esp. 325; cf. Frank Kermode, The Genesis of Secrecy: On the Interpretation of Narrative (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1979), 116. See further John Goldingay, Models for Scripture (Grand Rapids: Eerdmans, 1994), 67–76. 19 Richard Ira Sugarman, Levinas and the Torah: A Phenomenological Approach (Albany: SUNY, 2019), 174. 20 Feldman, Story of Sacrifice, 67–108. 21 Jacob Milgrom, Leviticus 1–16: A New Translation with Introduction and Commentary, AB 3 (New York: Doubleday, 1991), 595. 22 Samuel E. Balentine, Leviticus, IBC (Louisville: Westminster John Knox, 2002), 84. Andrew Willet, Hexapla in Leviticum (London: R. Milbourne, 1631), 180–209, already has an extensive survey. 23 David Penchansky, What Rough Beast: Images of God in the Hebrew Bible (Louisville: Westminster John Knox, 1999), 61. 24 James W. Watts, Leviticus 1–10, HCOT (Leuven: Peeters, 2010), 505. 25 Bryan D. Bibb, Ritual Words and Narrative Worlds in the Book of Leviticus, LHBOTS 480 (London: T&T Clark, 2009), 131. 26 Bibb, Ritual Words, 111–12. See also Bibb, ‘Nadab and Abihu Attempt to Fill a Gap: Law and Narrative in Leviticus 10.1–7,’ JSOT 96 (2001): 83–99. This is not to imply that the story contains no implication of fault on Nadab and Abihu’s part: see Joshua Pitman, ‘Misunderstanding the Gaps: A Critique of Bryan Bibb’s Interpretation of the Nadab and Abihu Episode,’ Themelios 49.3 (2024): 579–88. 27 Cf. Lowe, Classical Plot, 48. 28 See Walter Houston, ‘Tragedy in the Courts of the Lord: A Socio-Literary Reading of the Death of Nadab and Abihu’, JSOT 90 (2000): 31–39. 29 See Alexandra Schwartz, ‘“I Don’t Think Character Exists Anymore”: A Conversation with Rachel Cusk,’ The New Yorker, 18 November 2018. 30 ‘Martin Amis and the Pursuit of Pleasure’, The New Statesman, 12 June 2024, https://www.newstatesman.com/culture/books/2024/06/martin-amis-and-the-pursuit-of-pleasure. 31 I refer to Iris Murdoch, A Word Child (London: Chatto and Windus, 1975), though I use the expression in a different way from Murdoch. 32 See Watts, Ritual and Rhetoric, and his commentary. 33 Cf. Fred B. Craddock, Overhearing the Gospel (Nashville: Abingdon, 1978). 34 Nihan, From Priestly Torah to Pentateuch, 117–18. KAYNAKÇA: https://www.thegospelcoalition.org/themelios/article/leviticus-8-10-as-narrative/  
Yazar Hakkında
John Goldingay

John Goldingay

John Goldingay is senior professor of Old Testament at Fuller Theological Seminary, Pasadena, California. He now lives in Oxford, UK.