Ana Sayfa › Makaleler › Pavlus’un Yasa Öğretisine Hermenötik Bir Çözüm

Pavlus’un Yasa Öğretisine Hermenötik Bir Çözüm

· · 564 görüntülenme ·
Pavlus’un Yasa Öğretisine Hermenötik Bir Çözüm
Tüm Makaleler
 

Lutheran yaklaşım, Pavlus’un Mesih aracılığıyla Yasa’nın kurtarıcı ve mahkûm edici işlevinin sona erdiğini savunduğunu vurgular. Bu anlayışta Yasa’nın temel işlevlerinden biri, insanın kendi itaatiyle Tanrı’nın kabulünü kazanamayacağını göstererek onu Mesih’te açıklanan Tanrı merhametine yönlendirmektir. Bununla birlikte Lutheran gelenek, Yasa’yı tamamen geçersiz saymaz; Yasa’nın günahı ortaya çıkarma, toplumsal düzeni koruma ve imanlı yaşamına rehberlik etme gibi işlevlerinin sürdüğünü kabul eder. Nitekim Martin Luther kendi ilmihallerinde On Emir’i ayrıntılı biçimde işlemiş ve Hristiyan yaşamı açısından önemli görmüştür.

İkinci yaklaşım Reformcu görüş, kurtuluşun yasa itaatiyle değil, lütufla olduğunu kabul eder; ancak kişi kurtulduktan sonra ahlaki yasa altında yaşamaya devam eder ve Tanrı’yı hoşnut etmek için bu yasaya itaat etmek zorundadır. Üçüncü yaklaşım ise “Pavlus Üzerine Yeni Perspektif” olarak adlandırılır. Aslında bu yaklaşım, Pavlus’un Yahudilikle ilişkisine dair yeni bir bakış açısıdır. Bu görüşe göre Pavlus için Yasa problemi, kurtuluşun işler yerine lütufla olması değildir. Pavlus’un Yasaya karşı çıkmasının nedeni, Yahudilerin Yasayı diğer ulusları Tanrı halkının dışında bırakmak için kullanmalarıdır. Yani Pavlus’un Yasaya muhalefetinin temelinde Yahudi etnosentrizmi bulunmaktadır. Bu perspektiflerin her birinden öğrenilecek şeyler vardır. Bana göre asıl mesele, onların geçerli içgörülerini korurken aynı zamanda mevcut kanıtların tamamını dikkate almak ve gerekli bazı önemli sınırlamalarla birlikte diğer yaklaşımların da doğruluk payını bütünüyle reddetmemektir.

Hristiyanların Musa Yasası’nı nasıl okumaları gerektiği kimi zaman tartışma konusu olmaktadır. Elçi Pavlus bu soruya değinir; ancak onun mektupları Yasa’ya hem olumsuz eleştiriler hem de olumlu onaylar içerir. Pavlus Yasayı “kutsal, doğru ve iyi” olarak tanımlar (Romalılar 7:12); onu Tanrı’nın son derece olumlu bir armağanı olarak görür (9:4) ve Mesih’e iman edenlerin davranışlarını düzenlerken Yasa'dan alıntı yapar (1. Korintliler 9:9’da Yasa’nın Tekrarı 25:4’ü kullanır).

Öte yandan Pavlus, Yasadan köleleştirici bir güç olarak da söz eder; Yasa’nın suçu artırdığını ve günah tarafından ölüm üretmek amacıyla kullanıldığını belirtir (Galatyalılar 4:1–10; Romalılar 5:20; 7:5). Pavlus ve Yasa konusunu tartışmak, biraz insanların sizi tavuk keserken izlemesine benzer: Başlangıç yapmak oldukça kolaydır; ancak kısa süre sonra herkesin hakkında bir fikri olduğu zor kararlarla karşılaşırsınız ve sonunda ne yapılacağı bilinmeyen birçok parçanın ortada kaldığı karmaşık bir duruma düşmeniz çok kolaydır.

Pavlus ve yasa üzerine yapılan çalışmalar, onun mektuplarındaki bu açık gerilimlerle yüzleşip yüzleşmediklerine ve bunları nasıl açıkladıklarına göre birbirlerinden ayrılırlar. En iyi kutsal kitap teolojisi yalnızca kendi görüşünü destekleyen ayetlere sahip olmakla kalmaz; aynı zamanda görmezden gelmek ya da etkisiz hâle getirmek zorunda kaldığı ayetler yerine, tüm metinleri benimseyip bütüncül şekilde açıklayabilen bir yaklaşım ortaya koyar.

Hermenötik Çözüm

Sorulması gereken temel soru, Pavlus’un her durumda Yasa’nın “hangi bölümlerinden” söz ettiği değil, hermenötik açıdan “Yasa’yı hangi anlamda” ya da “nasıl” okumamız gerektiğidir. Başka bir deyişle mesele, Yasa’nın Hristiyan’ın karşısına hangi yetkiyle ve hangi işlevle çıktığıdır. Bu yaklaşım, Pavlus’un olumsuz ve olumlu görünen ifadeleri arasındaki gerilimi çözmektedir. Pavlus’a göre Hristiyanlar Musa'nın Yasası’nı artık bir “Yasa-antlaşma” olarak okumazlar; çünkü bizler “Yasa’nın altında değiliz” (Romalılar 6:14; Galatyalılar 5:18). Bunun yerine Yasa’yı Müjde’nin bir “peygamberliği” ve Hristiyan yaşamı için bir “bilgelik kaynağı” olarak okuruz.

Yasa’nın artık bağlayıcı bir hukuk sistemi olarak okunmaması gerektiği, Pavlus’un kullandığı dilde açıkça görülür. Örneğin Romalılar 2’de Yahudiler için “Yasa’yı uygulamak”, “Yasa’nın gereklerini yerine getirmek”, “Yasa’yı çiğnemek” gibi ifadeler kullanılır. Fakat Pavlus Mesih’e iman edenler için bu dili kullanmaz. Bunun yerine Hristiyanların Yasa’yı “yerine getirdiğini” söyler (Romalılar 13:8–10; Galatyalılar 5:13). Bu çok önemli bir ayrımdır. Pavlus’a göre imanlı artık Sina Antlaşması’nın yasal yükümlülüğü altında değildir; ancak Mesih’te Yasa’nın gerçek amacını yerine getirir.

Yasa’nın “peygamberlik” olarak okunması özellikle Romalılar 3:21’de görülür. Pavlus burada Tanrı’nın doğruluğunun Müjde’de açıklanmasının “Yasa ve Peygamberler tarafından tanıklık edildiğini” söyler. Aynı şekilde Romalılar 16:25–26’da “peygamberlik yazıları” aracılığıyla Müjde’nin önceden bildirildiği ifade edilir. Galatyalılar 3:8’de ise Müjde’nin İbrahim’e önceden duyurulduğu belirtilir. Yani Pavlus’a göre Yasa yalnızca buyruklardan oluşan bir hukuk sistemi değildir; aynı zamanda Mesih’i önceden haber veren tanıklık işlevi görür.

D. A. Carson bu konuda Pavlus’un Hristiyanlar için Yasa’yı artık “lex”, yani bağlayıcı hükme sahip olmadığını belirtir. Bunun yerine Yasa’nın sürekliliği, Mesih İsa’da ortaya çıkan yeni “Tanrı doğruluğunu” işaret etmesinde bulunur. Başka bir ifadeyle Yasa Mesih’e götüren bir gölge, bir hazırlık ve bir önbildiridir. Öte yandan Pavlus Yasa’yı yalnızca peygamberlik olarak değil, aynı zamanda “bilgelik” olarak da okumaktadır. Bunun kanıtı 1. Korintliler 10:11’de görülür. Pavlus burada Eski Antlaşma olaylarının bizim için “öğüt” ya da “uyarı” (νουθεσία) olduğunu söyler. Romalılar 15:4’te ise Kutsal Yazılar’ın “öğretiş” (διδασκαλία) sağladığını belirtir. Bu iki kavram da bilgelik geleneğiyle yakından ilişkilidir.

Pavlus aynı kökten gelen fiilleri, yani νουθετέω (“öğüt vermek”) ve διδάσκω (“öğretmek”) kelimelerini, bilgelikle bağlantılı bağlamlarda kullanır. Örneğin Koloseliler 1:28’de şöyle der: ''Her insanı Mesih’te yetkinleşmiş olarak Tanrı’ya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesih’i tanıtıyoruz.'' Benzer şekilde Koloseliler 3:16’da “birbirinize tam bilgelikle öğretin ve öğüt verin” ifadesi yer alır. Burada görüldüğü gibi öğretmek ve öğüt vermek, bilgelik aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu düşünceyi özellikle 2. Timoteos 3:16–17 çok net biçimde destekler: “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” Burada Kutsal Yazılar’ın —dolayısıyla Yasa’nın — işlevi açıklanırken kullanılan dört kavramdan üçü doğrudan bilgelik terminolojisine aittir: “azarlama” (ἐλεγμός), “düzeltme” (ἐπανόρθωσις) ve “eğitme” (παιδεία). Bu da Pavlus’un Yasa’yı artık kurtuluş sağlayan bir hukuk sistemi olarak değil, Mesih’te yaşayan imanlıları eğiten ve olgunlaştıran kutsal bilgelik olarak gördüğünü göstermektedir.

Dolayısıyla Pavlus’un Yasa’ya ilişkin olumlu ve olumsuz ifadeleri arasındaki gerilim, Yasa’nın “hangi kısmının” geçerli olduğu sorusuyla değil, Yasa’nın “hangi işlevle” okunduğu sorusuyla çözülür. Hristiyanlar Yasa’yı artık kurtuluş getiren bir antlaşma sistemi olarak değil; Mesih’i işaret eden peygamberlik ve kutsal yaşam için bilgelik kaynağı olarak okurlar.

Hermenötik Çözümün Kabul Görmesi

Akademisyen Douglas J. Moo, Pavlus teolojisi üzerine yazdığı eserinde şöyle der: “Brian Rosner, Pavlus’un kendi öğretisinde Yasa’nın öğretisini ne kadar çok şekilde benimsediğini göstermiş ve bana oldukça ikna edici gelen bir sonuca ulaşmıştır. Pavlus, Yasa’yı bağlayıcı bir norm olarak dayatmasa da onu ‘bilgelik’ olarak yeniden sahiplenmekte ve özünü kendi öğretisine entegre etmektedir.”

Benzer şekilde Thomas R. Schreiner de bu çalışmayı “Pavlus’un Yasa anlayışı üzerine faydalı bir araştırma” olarak tanımlar ve yalnızca “Yasa’nın ortadan kaldırılması” dilinin Pavlus’un görüşünü açıklamak için yetersiz olduğunu belirtir. Çünkü Pavlus’un yazılarında yalnızca “iptal” değil, aynı zamanda “tamamlama” ve “yerine getirme” temaları da bulunmaktadır. Bununla birlikte özellikle Reform geleneğindeki bazı çevrelerden itirazlar gelmiştir. Bu çevrelerde, Yasa’yı hukuksal bir zorunluluk yerine “bilgelik” olarak okumanın onun ahlaki otoritesini ve pratik yararını azaltacağı yönünde endişeler doğmuştur. Ancak burada açıklığa kavuşturulması gereken önemli bir nokta vardır: Yasa’yı “bilgelik” olarak okumak, onun önemini azaltmaz; aksine daha derin ve daha yüksek bir ahlaki standart ortaya koyar.

Bu yaklaşım yalnızca Pavlus’un mektuplarında değil, aynı zamanda İsa’nın öğretilerinde ve hatta Lutheran ile Reformcu ilmihallerde de görülebilir. Özellikle “çalma” ve “öldürme” yasaları üzerinden bu durum açık biçimde anlaşılmaktadır. Göreceğimiz gibi, Yasa’yı yalnızca “çiğnenmemesi gereken bir hukuk kodu” olarak okumaktan ziyade “bilgelik” olarak okumak, insanın yalnızca dış davranışlarını değil, yüreğini ve niyetlerini de dönüştürmeyi amaçlar.

Yasa Bilgelik Olarak

Yasa’nın “bilgelik” olarak anlaşılması düşüncesinin temeli daha Musa’nın sözlerinde atılmıştır. Yasa'nın Tekrarı 4:6’da Musa İsrail halkına şöyle der: “Onlara sımsıkı bağlanın. Çünkü ne denli bilge ve anlayışlı olduğunuzu uluslara bunlar gösterecek. Bu kuralları duyunca, uluslar, ‘Bu büyük ulus gerçekten bilge ve anlayışlı bir halk!’ diyecek.” Burada Yasa yalnızca uyulması gereken kurallar bütünü değildir; ulusların önünde Tanrı halkının bilgeliğini gösteren bir yaşam biçimidir. Benzer düşünceler Mezmurlar ve Özdeyişler kitaplarında da görülür:

“RAB’bin yasası yetkindir, cana can katar. RAB’bin buyrukları güvenilirdir, saf adama bilgelik verir.” (Mezmurlar 19:7)

“Buyrukların beni düşmanlarımdan bilge kılar. Çünkü her zaman aklımdadır onlar.” (Mezmurlar 119:98)

“Kutsal Yasa’yı yerine getiren çocuk akıllıdır.” (Süleyman'ın Özdeyişleri 28:7)

Bu ayetlerde Yasa’nın temel işlevi cezalandırıcı hukuk sistemi olmak değil, insanı bilgeleştiren ilahi rehber olmaktır.

Musa Yasası’nın ahlaki yapısı yaratılıştaki ahlaki düzene dayanır. Christopher Wright bu konuda şunu söyler: Musa Yasası’nda itaat yalnızca antlaşma yapan ve kurtaran Tanrı’ya değil, aynı zamanda yaratılış düzenini kuran Tanrı’ya yöneliktir. Çünkü yaratılışın kendisi belirli bir düzen, yapı ve ahlaki temel üzerine kurulmuştur. Yaratılış 1. bölümde dünya kaos değil, düzenli bir yaratılış olarak sunulur. Bu da insanın ahlaki yaşamı için nesnel bir temel oluşturur. İnsan kendi ahlakını tamamen keyfi biçimde icat etmez; çünkü Tanrı’nın yarattığı dünyanın belirli bir “şekli” vardır. Dolayısıyla insandan beklenen ahlaki yaşam da bu yaratılış düzenine uygun olmalıdır.

Oliver O’Donovan da Yasa’nın, yaratılış düzeninin bilgece ifade edilmiş biçimi olduğunu söyler. Yani Yasa, Tanrı’nın evrene yerleştirdiği ahlaki düzenin sözlü açıklamasıdır. Pavlus da Yasa’yı tam bu anlamda yaşam bilgeliği olarak okur. O, Yasa’yı yalnızca dışsal kurallar listesi olarak değil, insanın içine işleyen ve yaşamı şekillendiren ilahi hikmet olarak değerlendirir. Pavlus Yasa’yı içselleştirir, onun ilkelerini genişletir ve yaratılış düzeniyle Tanrı’nın karakterine dayanan yönlerini vurgular. Bu durum özellikle “çalma” ve “öldürme” yasalarını kullanış biçiminde görülebilir. Pavlus bu buyrukları yalnızca teknik suç tanımları olarak ele almaz. Örneğin “çalma” yasağı sadece başkasının malını almamayı değil, aynı zamanda çalışkanlık, paylaşım ve başkalarına yardım etmeyi de içerir. Efesliler 4:28’de şöyle der: “Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin. Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun.”

Burada Pavlus yalnızca “çalma” eylemini yasaklamaz; pozitif bir bilgelik öğretisi geliştirir. İnsan yalnızca kötülükten kaçınmamalı, iyilik üretmelidir. Aynı durum “öldürmeyeceksin” buyruğunda da görülür. İsa dağdaki vaazında bu buyruğu yalnızca fiziksel cinayetle sınırlamaz; öfke, hakaret ve nefretin de aynı ruhsal kökten geldiğini öğretir. Böylece Yasa dış davranıştan yüreğin durumuna taşınır. Dolayısıyla Yasa’yı “bilgelik” olarak okumak, onu zayıflatmak değil; aksine daha derinleştirmektir. Hukuksal yaklaşım genellikle “en az neyi yaparsam suçlu olmam?” sorusunu sorar. Bilgelik yaklaşımı ise “Tanrı’nın karakterine uygun yaşam nasıl olur?” sorusunu sorar. Pavlus’un yaklaşımı tam olarak budur. Hristiyan artık Yasa’nın altında değildir; fakat Yasa’nın işaret ettiği yaratılış düzenine, Mesih’in sevgisine ve Tanrı’nın bilgeliğine göre yaşamaya çağrılmıştır.

Çalmayacaksın Buyruğu

Pavlus mektuplarında “çalma” konusuna üç kez değinir. İlk olarak Romalılar 2:17–24’te On Emir’deki “çalmayacaksın” buyruğuna gönderme yapar ve bunu hukuksal yükümlülük diliyle ele alır. Burada dikkat çekici olan nokta, Pavlus’un Yahudi muhataplarına Yasa’yı çiğneyip çiğnemedikleri konusunda meydan okumasıdır. Pavlus’a göre Yahudiler için Yasa hâlâ uyulması gereken ve ihlal edilmemesi gereken bağlayıcı bir hukuk düzenidir. Ancak Romalılar 13:8–10’da Pavlus aynı buyruğu bu kez Hristiyanlar bağlamında kullanır. Burada “çalmayacaksın” buyruğu sevginin Yasa’yı tamamlaması bağlamında ele alınır. Pavlus’un amacı Hristiyanların yalnızca belirli yasaları teknik anlamda “yerine getirmesi” değildir. Tam tersine, Yasa’nın altında olmamanın ahlaki serbestlik anlamına gelmediğini vurgular. Sevme yükümlülüğü, Yasa’yı tamamlayan şeydir.

Pavlus’un temel düşüncesi şudur: Komşunu sevmek, Yasa’nın hedefidir. Bir kişi zina etmeyebilir, öldürmeyebilir, çalmayabilir ya da başkasının malına göz dikmeyebilir; ama yine de komşusunu gerçekten seviyor olmayabilir. Ancak kişi komşusunu gerçekten seviyorsa, yalnızca Yasa’yı ihlal etmemekle kalmaz, Yasa’nın asıl amacını da yerine getirir. Böylece sevgi, Yasa’nın gerçek niyetini açığa çıkarır. Pavlus’un üçüncü örneği Efesliler 4:28’dedir: “Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin. Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun.” Burada Pavlus yalnızca “çalma” eylemini yasaklamakla kalmaz. Yaratılış 2:15’te temeli atılan çalışma sorumluluğunu düşünerek buyruğu derinleştirir. İnsan yalnızca çalmamalı değil; dürüst şekilde çalışmalı ve başkalarıyla paylaşmalıdır. Böylece Pavlus, “çalmayacaksın” buyruğunu yaşam bilgeliğine dönüştürmektedir. Bu yaklaşım, Yasa’nın “bilgelik” olarak yeniden sahiplenilmesinin açık bir örneğidir.

Benzer bir yaklaşım Heidelberg Kateşizmi’nde de görülür. 111 ve 112. kısımlarda “çalmayacaksın” buyruğu yalnızca açık hırsızlık ve soygun yasağı olarak okunmaz. Kateşizm şöyle der: “Tanrı’nın gözünde hırsızlık yalnızca açık soygun değildir; komşumuzun malını hileyle elde etmeye yönelik her türlü düzenbazlık da buna dahildir.” Buna eksik tartı kullanmak, sahte ticaret yapmak, sahte para üretmek ve aşırı faiz uygulamak gibi örnekler de dahildir. Kateşizm ayrıca açgözlülüğün de Tanrı tarafından yasaklandığını öğretir.

Daha da önemlisi, Efesliler 4:28’e paralel şekilde, “çalmayacaksın” buyruğunun yalnızca kötü davranıştan kaçınmak değil, ihtiyaç içindekilere yardım edecek biçimde dürüst çalışmayı gerektirdiğini söyler. Benzer biçimde Martin Luther’in Küçük Kateşizm adlı eserinde de bu buyruğun kapsamı genişletilir: “Komşumuzun parasını ya da malını haksız yollarla almamalı; aksine onun malını ve gelirini korumasına ve geliştirmesine yardımcı olmalıyız.” Burada da görüldüğü gibi Yasa yalnızca “yasak” değildir; aktif sevgiye yönlendiren bilgeliktir.

Öldürmeyeceksin Buyruğu

Pavlus “öldürmeyeceksin” buyruğunu nasıl okumaktadır? (Mısır'dan Çıkış 20:13; Yasanın Tekrarı 5:17). Romalılar’da bu buyruğun etkisi, Pavlus’un Yasa’yı bilgelik olarak okuduğunun başka bir örneğidir. Pavlus Romalılar’da “öldürme” buyruğuna iki kez doğrudan gönderme yapar. Bunun için Septuaginta’daki On Emir’de kullanılan φόν- (“cinayet/öldürme”) kökünü kullanır. İlk örnek Romalılar 1:29–31’deki kötülük listesinde görülür. Bu listede açgözlülük ve anne-babaya karşı gelme gibi On Emir’le bağlantılı başka günahlar da bulunmaktadır. Bu pasaj Pavlus’un hâlâ Yasa’yı Mesih dışında yaşayanların davranışlarını mahkûm etmek için kullandığını gösterir.

Fakat Pavlus’un “öldürmeyeceksin” buyruğunu nasıl kullandığını tam anlamıyla kavramak için Eski Antlaşma ve Yahudi geleneğindeki kullanımına da bakmak gerekir. Yahudi düşüncesinde cinayet, toplum karşıtı günahların en büyüğü olarak görülüyordu; sevginin tam karşıtıydı. Ayrıca “öldürme” kavramı yalnızca fiziksel cinayet anlamında değil, toplumsal adaletsizlik, öfke ve yıkıcı sözler için de mecazi olarak kullanılabiliyordu. Bu nedenle Pavlus’un Romalılar’da cinayetle bağlantılı birçok ifade kullanması dikkat çekicidir. Örneğin Romalılar 3:13–15’te öldürücü sözlerden söz eder: “Engerek zehiri var dudaklarının altında.” Ve ardından: “Ayakları kan dökmeye seğirtir.” Burada yalnızca fiziksel şiddet değil, yıkıcı konuşmalar da “öldürücü” olarak değerlendirilir.

Romalılar 7:11’de Pavlus günahı kişileştirir ve onu “öldüren” bir güç olarak tanımlar. Romalılar 8:35–36’da Tanrı uğruna öldürülmekten ve zulüm görmekten söz eder. Romalılar 11:3’te İlyas’ın şu sözünü aktarır: “Ya Rab, peygamberlerini öldürdüler.” Romalılar 12:14, 17–21’de ise Tanrı halkına zulmedenlerden bahseder. Ayrıca Romalılar 14:13, 15, 20 ve 21’de güçlü imanlıların zayıf kardeşlerini “mahvetmemeleri” konusunda uyarıda bulunur. Bütün bunlar gösteriyor ki Pavlus, imanlıların Yasa altında olduğunu söylemeden bile “öldürmeyeceksin” buyruğunun ruhunu ahlaki öğretisinin merkezine yerleştirmektedir. Bu noktada İsa Mesih’in Matta 5. bölümdeki açıklaması son derece önemlidir. İsa buyruğu içselleştirir ve şöyle der: “'Öldürmeyeceksin’ dendiğini duydunuz… Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır.”

İsa’ya göre nefret ve öfke, cinayetin dışa vurulmamış köküdür. Böylece mesele yalnızca fiziksel eylem olmaktan çıkar; yüreğin durumuna iner. Aynı bölümde İsa şunu da öğretir: “Sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğunu hatırlarsan, önce git onunla barış.” Yani Tanrı, nefret taşıyan birinin ibadetini kabul etmez. Heidelberg Kateşizmi de benzer biçimde “öldürmeyeceksin” buyruğunu genişletir. Şöyle öğretir: “Komşumu düşüncelerimle, sözlerimle, bakışımla ya da hareketlerimle küçümsememeli, ondan nefret etmemeli ya da ona zarar vermemeliyim.” Kateşizm ayrıca kıskançlık, öfke, nefret ve intikam arzusunun Tanrı’nın gözünde gizlenmiş cinayet biçimleri olduğunu söyler. Dolayısıyla “öldürmeyeceksin” buyruğu yalnızca insan öldürmemek değildir; komşuyu sevmek, sabırlı olmak, merhamet göstermek ve hatta düşmana iyilik yapmak anlamına gelir.

Aynı düşünce Martin Luther’in Küçük Kateşizm’inde de görülür: “Komşumuza bedeninde zarar vermemeli; aksine her fiziksel ihtiyacında ona yardım edip destek olmalıyız.” Böylece hem Pavlus’un öğretisinde hem İsa’nın sözlerinde hem de Reform geleneğinde Yasa, yalnızca ihlal edilmemesi gereken kurallar değil; Tanrı’nın karakterini ve sevgi dolu yaşamını öğreten kutsal bilgelik olarak anlaşılmaktadır. Mesih’e iman edenler artık Yasa’nın altında, yani bağlayıcı bir hukuk sistemi altında değildir. Ancak bu, Musa Yasası’nın geçersiz ya da değersiz olduğu anlamına gelmez. Musa Yasası hâlâ Tanrı’nın esinlenmiş Sözü’dür. Onu okumak bizi Mesih İsa’ya iman aracılığıyla kurtuluş için bilge kılar ve her iyi iş için donatır (2 Tim. 3:15–16).

Yasa, “bilgelik” olarak okunduğunda bizi doğru yaşam konusunda eğitir. Bu okuma biçimi yalnızca teorik bir yaklaşım değildir; İsa Mesih’in öğretişlerinde, Pavlus’un mektuplarında ve Lutheran ile Reformcu ilmihallerde açıkça görülmektedir. İsa Yasa’yı yalnızca dışsal davranış kuralları olarak ele almamıştır. O, Yasa’nın insanın yüreğine hitap ettiğini göstermiştir. “Öldürmeyeceksin” buyruğunu öfke ve nefretle; “zina etmeyeceksin” buyruğunu şehvetle ilişkilendirmiştir. Böylece Yasa’nın amacı yalnızca suç üretmemek değil, insanı Tanrı’nın karakterine uygun hale getirmektir. Aynı şekilde Pavlus da Yasa’yı yalnızca “uy ya da ceza al” mantığıyla okumaz. O, Yasa’nın ardındaki Tanrısal bilgeliği görür. “Çalmayacaksın” buyruğunu sadece hırsızlığı yasaklayan bir kural olarak değil; çalışmayı, paylaşmayı ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi öğreten yaşam bilgeliği olarak yorumlar. “Öldürmeyeceksin” buyruğunu ise yalnızca fiziksel cinayetle sınırlamaz; öfke, nefret, yıkıcı sözler ve kardeşe zarar veren davranışlarla ilişkilendirir. Dolayısıyla Yasa’nın amacı yalnızca günahı sınırlamak değil, insanı şekillendirmektir. Yasa Tanrı’nın karakterini, yaratılış düzenini ve sevginin nasıl yaşanacağını öğretir. Bu nedenle Hristiyan, Yasa’yı kurtuluş kazanmak için değil; Tanrı’nın bilgeliğinde yürümek için okur.

Bu yaklaşım Hristiyan ahlakını daha yüzeysel değil, daha derin hale getirir. Çünkü hukuksal yaklaşım genellikle “en az ne yaparsam suçlu olmam?” sorusunu sorar. Bilgelik yaklaşımı ise “Tanrı’yı ve komşumu nasıl daha iyi sevebilirim?” sorusunu sorar. Bu yüzden Yasa bugün de imanlı için değerlidir. Çünkü Tanrı’nın karakterini açıklar, günahı görünür kılar, Mesih’i işaret eder ve kutsal yaşam için rehberlik eder. Pavlus’un sözleriyle Musa Yasası “bizim için” yazılmıştır (1. Korintliler 9:10) ve “öğretişimiz için” verilmiştir (Rom. 15:4; krş. 1 Kor. 10:11).

Sonuç olarak Hristiyanlar Yasa’yı artık Sina Antlaşması’nın bağlayıcı hukuk sistemi olarak okumazlar; fakat Tanrı’nın esinlenmiş bilgeliği olarak okumaya devam ederler. Böylece Yasa, Mesih’e yönelten peygamberlik ve kutsal yaşamı şekillendiren bilgelik işlevini sürdürür.

KAYNAKÇA: https://www.thegospelcoalition.org/themelios/article/the-puzzle-of-paul-and-the-law-a-hermeneutical-solution/

Yazar Hakkında
Brian S. Rosner

Brian S. Rosner

Brian Rosner is director of research and senior lecturer in New Testament at Ridley College in Melbourne, Australia.