Kurtuluş, günahkârları aklamak için Mesih’in yaptığı eylem aracılığıyla etkin olan Tanrı’nın lütfuna olan imanla gelir. Tek otorite Kutsal Yazılar’dır. Kilise, tümü kâhin rolü üstlenen ve barışı sağlayanlar olarak hizmet eden imanlılar topluluğudur.
İlk reformcular kilise içinde çalıştılar. Luther ve Zwingli, kiliseyi içeriden yenileme gayretindeydiler. Bu çabalar, 1540’ların sonlarına dek sürdü. Ancak ortaya çıkan sonuç ilginçti. Genelde tek bir kişi üzerine odaklanmış yerel Protestan akımları ortaya çıkmıştı. Almanya’da Luther, İsviçre’de Calvin, İskoçya’da Knox. Reformcular, Katoliklik’e dair yanlışlar, Kutsal Kitap’ın rolü, imanla aklanma ve tüm imanlıların kâhinliği konuları hakkında aynı düşüncedeydiler. Protestan inancının temeli aynı olmasına karşın, bu inancın nasıl yürütüleceği konusunda farklılıklar vardı. Örneğin, kilise içerisinde seküler otoritenin rolü bir bölünme konusuydu. Bazıları seküler otoritenin kilise meselelerinde bir rolü olmasına izin verirken, Anabaptistler gibi bazıları buna hiç müsaade etmediler. Bir başka anlaşmazlık noktası Rab’bin Sofrası’nın doğası üzerineydi. Bazıları ekmek ve kâseyi simgesel görürken, bazıları Mesih’in bedeninin gerçekten ekmekte bulunduğuna inanıyordu. Diğer farklılıklar arasında vaftiz ve Rab’bin Sofrası törenlerine kimin katılabileceği, vaftizden sonra günahların bağışlanması için ne gerektiği, kilisede ne tür müzikler çalınması gerektiği, Hıristiyanlar’ın askerlik yapıp yapmayacakları vb. sayılabilir. Protestanlar arasındaki çok sayıdaki farklılıklar, on altıncı yüzyıl boyunca Anabaptistler’e karşı Protestanlarca uygulanan şiddetin üzücü gerçekliğine rağmen, çok nadir olarak topyekün bir öğretisel kavgaya dönüştü. Protestanlar arasında görülen farklar, en yoğun biçimde kilisenin kendisi üzerinde yoğunlaşmıştı. “Kilise nedir?” sorusuna verilen cevapların çoğalması, önceki 1500 yıl boyunca verilen tek cevapla keskin bir ayrılığı temsil ediyordu. VIII. Henry’nin İngiltere’de kurduğu yeni kilise ve diğer Protestan bölgeler ve kiliseler artık Papa’ya boyun eğmiyorlardı. Avrupa’daki bu çoklu Protestanlık gerçekliği, bir gün tek bir bölgede farklı mezhepleri meydana çıkaracak büyük ölçüde farklı bir dinsel ortamı işaret ediyordu. Böylece, Protestanlık’ın yükselişi birleşik Batı kilisesinin sonunu simgeliyor. Evrensel kiliseye bağlılık yerine ulusa bağlılığa geçmekle herhangi bir kilisenin rehberliğini reddeden düşünce biçimleri gelişmeye başladı. Bir taraftan, her biri yerel bağlamına sıkıca bağlı çoklu Protestan akımların ortaya çıkışı, ruhsal uyanışın bölgesel olarak güç kazandığı ve yüreklerin Avrupa’nın Katolik bölgelerine kıyasla daha derinden çalkalanacağı ortamlar yaratırken, diğer taraftan, evrensel kilisenin kaybıyla birlikte insanların geleneksel otoriteden kurtulup kendi iradeleri ve düşünceleriyle eyleme geçmeleri nedeniyle dini bölünmeler Avrupa’nın sekülerleşme sürecini de hızlandırmıştır. VIII. Henry’nin Egemenlik Yasası, tüm çağlarda olduğu gibi Reformasyon sırasında da kilise yapılanmasındaki kurumsal değişikliklerin yanı sıra bireylerin kalıcı ruhsal katkıları eşliğinde gerçekleştiğini hatırlatır. Henry’nin başpiskoposu Thomas Cranmer’i (1489-1556) ele alırsak, Henry şüphesiz onu Kraliyet’in sadık bir hizmetkârı olarak görüyordu. Katolik yandaşları ise onun tek Gerçek Kilise’ye ihanet eden bir düşman olduğunu düşünüyorlardı. Ateşli Protestanlar, Katolik Kraliçe Mary tarafından ateşte yakılarak idam edilme cezası karşısında gösterdiği cesaret için onu övmüşlerdi. Ancak Cranmer’in yaşadığı zamandan bu yana kuşaklar boyunca yaptığı etki, kendi hazırladığı Anglikan Dua Kitabı’nda süregelmiştir. Cranmer’in bestelediği birlik duası, on altıncı yüzyılda Batı Kilisesi’ni bölen olaylar hakkındaki bu yazı için uygun bir kapanıştır: Ey Tanrımız, Tek Kurtarıcımız, Esenlik Önderimiz ve Rabbimiz İsa Mesih’in Babası: yaşadığımız üzücü bölünmeler nedeniyle içinde bulunduğumuz tehlikeleri yüreklerimizde duyma lütfunu bize ver. Her nefreti, önyargıyı ve bizi tanrısal birlik ve uyumdan alıkoyan her şeyi bizden uzaklaştır; öyle ki tek beden, tek Ruh ve çağrımızdan gelen tek umut, tek Rab, tek iman, tek vaftiz, hepimizin tek Tanrısı ve Babası vardır ve böylece bundan sonra tek yürekte ve tek ruhta, gerçeğin ve esenliğin, imanın ve sevginin kutsal bağında birleşelim ve tek akıldan ve tek ağızdan seni yüceltelim: Rabbimiz İsa Mesih adıyla. Amin. Mark Noll’unTurningPointsadlı eserinden özetlenmiştir. Mark A. Noll, TurningPoints: DecisiveMoments in theHistory of Christianity (Grand Rapids, Michigan: Baker Academic, 2001) KAYNAKÇA: https://www.e-manetdergi.org/tr/dergi/nisan-haziran-2007/makale/donum-noktalari-serisi-yeni-bir-avrupa-ingilizlerin-egemenlik-yasasi