Hiç kimse hatalarıyla anılmak ya da başarısızlıklarıyla tanımlanmak istemez. Ancak İsa’nın öğrencilerinden biri olan Tomas, tam olarak bu durumu yaşadı. Herkes onu, Kurtarıcı’nın dirildiğine şüphe eden öğrenci olarak tanıdı.
Tomas şu meşhur sözleri söylemiştir: “O’nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam” (Yuhanna 20:25). Bu kuşku dolu sözü yüzünden insanlar onu tarih boyunca imansızlıkla suçladı. Sanat tarihinin neredeyse her döneminde—antik Roma lahitlerinden Bizans ikonalarına, Rönesans sunak resimlerine kadar—sanatçılar, Tomas’ı İsa’nın yaralarını yoklarken resmetti ve böylece onun sarsılan imanını özellikle vurguladı.
Michelangelo Caravaggio’nun Aziz Tomas’ın Şüphesi isimli tablosunda da bu konu işlenmektedir. Peki Tomas gerçekten yalnızca bir şüpheci olarak mı hatırlanmayı hak ediyor? Unutmayalım ki İsa’nın kalabalığın şiddetiyle karşı karşıya kaldığı anda tehlikeyi göze almaya istekli tek öğrenciydi. Diğer öğrencileri, “Biz de gidelim, O’nunla birlikte ölelim” diyerek cesaretlendirmişti (Yuhanna 11:16). Ölüm karşısındaki cesaretiyle beraber İsa’yı nasıl kabul ettiğini hatırlayalım: ”Rabbim ve Tanrım” diyerek inancını ikrar etmişti (Yuhanna 20:28).
Gerçek şu ki, Tomas çoğu zaman kendisine bahşedilenden daha fazla imana sahipti. Aslında oldukça cesur biriydi!
Doğu’ya Müjdeleme Hizmeti
Tomas, şüphelerden kurtulduktan ve imanını yeniden kazandıktan sonra, ölümden dirilen İsa için cesur bir müjdeci hâline geldi. Peki bunu nasıl biliyoruz? Çünkü Kutsal Yazılar’da bu hizmete dair bilgiler yer almamaktadır. Ancak güçlü kanıtlar, İsa göğe yükseldikten sonra Tomas’ın Yeruşalim’den doğuya doğru yola çıktığını göstermektedir. Hatta Hindistan’a kadar ulaştığı bile ileri sürülmektedir. Peki bunu nereden öğreniyoruz?
Erken kilise döneminde Hristiyanlar, Elçilerin İşleri kitabını o kadar çok sevmişlerdi ki, daha sonra ona benzer yazılar öne sürdüler. Günümüz akademisyenleri bu yazılara “apokrif yazılar” adını verir. Çünkü tür olarak Elçilerin İşleri kitabıyla benzerler; ancak Yeni Antlaşma kanonunun bir parçası değiller. Ama bu durum içlerinde gerçeklik kırıntıları barındıramayacakları anlamına gelmez. İçlerindeki abartılı efsaneler ve sapkın öğretiler ayıklandığında, tarihsel nitelikte bazı bilgiler ortaya çıkmaktadır.
Üçüncü yüzyılın başlarında, Tomas’a ilişkin sözlü gelenekler yazıya dökülmüş ve Kutsal Elçi Tomas’ın İşleri adı verilen Süryanice bir metin oluşmuştur. Kısa süre sonra bu eser Grekçe’ye çevrilmiş ve Grekçe konuşan topluluklar arasında popülerlik kazanmıştır.
Suriye ve Mezopotamya bölgesinde, Tomas’ın İşleri’nin birbirine bağlı farklı versiyonları ortaya çıkmıştır. Metni düzenleyenler kişiler, metne kendi yaratıcı dokunuşlarını eklemişlerdir. Bu durum bazı belirsiz hatıralara ve ayrıntılara yol açmış olsa da, temel olay örgüsü korunmuştur. Ve metnin derinliklerinde, belki de Tomas’ın gerçek hizmetinden bir parça yakalayabiliriz.
Çekingen Tomas
Anlatı, Tomas’ın hizmetine dair 13 farklı olayı aktarır ve onun tanıklığıyla son bulur. Hikâyenin başlangıcında tüm öğrenciler Yeruşalim’dedir ve hangi bölgelere müjdeyi götüreceklerini belirlemek için kura çekerler. Kura Tomas’a çıktığında, görevi reddeder; çünkü uzun bir yolculuk için bedeninin zayıf olduğunu düşünmektedir.
Şöyle sorar: “Ben bir İbrani iken, nasıl gider de Hintliler arasında Müjde’yi vaaz ederim?” İsa ona görünmesine ve yardım edeceğini vaat etmesine rağmen, Tomas bu çağrıyı reddeder. İnatla, “Beni nereye istersen gönder—ama başka bir yere! Çünkü ben Hindistan’a gitmeyeceğim,” der. Gerçekten de ün salmış bir şüpheci gibi davranmaktadır!
Fakat İsa’nın bilgeliği, Tomas’ın çekingenliğinden daha fazladır. Bu sırada Hindistanlı bir tüccar olan Abban, kralı Gundaphorus’un emriyle Yeruşalim’e gelmiştir. Görevi, kraliyet sarayında marangoz olarak hizmet edecek bir köle satın almaktır. Dirilmiş olan İsa, çarşıda Abban’ı görür ve ona bir teklif sunar. İsa, Abban’ın ihtiyaç duyduğu köle olarak Tomas’ı ona verir. Bunun üzerine Tomas ancak şöyle der: “Nereye istersen oraya giderim, Rab İsa; senin isteğin olsun!” Abban, yeni aldığı köleyi Kral Gundaphorus’a götürür. Böylece Tomas kendisini Hindistan’da bulur ve burada bir dizi müjdeleme yolculuğuna ve olağanüstü mucizelere girişir. Müjde uğruna sergilediği cesur tanıklık, birçok kişinin sevinçle iman etmesine yol açar; ancak aynı zamanda bazı düşmanlar da edinir.
Uzun yıllar boyunca sürdürdüğü cesur hizmetin ardından başka bir kral, Tomas’ın mızraklanarak öldürülmesini emreder. Askerler emre itaat eder ve onu mızrakla öldürürler. Fakat ölümünden sonra bile Tomas’ın imanı doğrulanır: Kral, oğlundan inatçı bir cin çıkarmaya çalışır ve oğlanı Tomas’ın cansız bedenine dokundurmayı dener.
Tomas’ın kemikleri Batı’ya götürülmüş olsa da, eski mezarında kalan toz taneleri bile cinin kovulmasına yeter. Kral İsa’ya iman eder ve bu durum, Tomas’ın güçlü hizmetinin mezarın ötesinde bile sürdüğünü gösterir. Tomas’ın İşleri her ne kadar birçok efsane içerse ve aşırı çileciliğe yönelen sorunlu bir ruhsallık taşısa da, tarihsel açıdan makul görülebilecek bazı iddialar da ortaya koyar.
Tomas’ın hizmet ettiği kral Gundaphorus’un, bugün Pakistan ve Hindistan topraklarında hüküm sürmüş, İndus Nehri bölgesinin birinci yüzyıl Part hükümdarı Gondophares IV ile ilişkilendirilebildiği görülmektedir.
- MÖ 94 yılında, II. Mitridates’in (MÖ 124–91) hükümdarlığı döneminde Part İmparatorluğu
Aynı şekilde, antik kilise tarihçisi Eusebios, Origen’e atıfta bulunarak şu sözleri kaydeder: “Geleneksel olarak Parthia, Tomas’a hizmet alanı olarak tahsis edilmişti.” Ayrıca o dönemde bir Yahudi seyyahın Hindistan’a ulaşması da kesinlikle mümkündü:
• Karadan İpek Yolu ticaret rotasını izleyerek,
• Ya da Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na açılan deniz yolu ile ulaşabilirdi.
Nitekim Hindistan’ın batı kıyılarında çok sayıda Roma sikkesi bulunmuştur; bu durum iki bölge arasında canlı bir ticaret ilişkisi olduğunu kanıtlar.
Tomas’ın Kemiklerinin Bulunamaması Üzerine Olası Kanıtlar
Kemiklerinin daha sonraki bir kral tarafından bulunamadığı yönündeki ifade akademisyenlerin ilgisini çekmiştir. Tomas’ın İşleri’ne göre, kimliği bilinmeyen bir Hristiyan, bu kalıntıları “Batı’ya” götürmüştür. Antik dönemde ise Tomas’ın mezarının ve kutsal emanetlerinin, Part ve Roma imparatorlukları sınırında yer alan Edessa şehrinde bulunduğuna inanılıyordu.
Edessalı büyük şair Süryani Efrem (yaklaşık 306–373), bir ilahisinde şeytanın şu sözleri söylediğini aktarır: “Benim Hindistan’da öldürdüğüm elçi, Edessa’da karşımda duruyor!”
Bundan birkaç yıl sonra, İspanyol rahibe Egeria, 381–384 yılları arasında gerçekleştirdiği hac yolculuğunda Edessa’ya uğramış ve Tomas’ın bedeninin bulunduğu mezar başında dua etmiştir. Mezarını şu sözlerle tarif eder: “Çok büyük, çok güzel ve yeni inşa edilmiş; Tanrı’nın evi olmaya layık.”
Günümüzde Tomas’ın İsa’nın yaralarını yokladığı varsayılan parmak kemiği, Roma’daki Santa Croce Bazilikası’nda cam bir vitrinin arkasında sergilenmektedir.
Hindistan’ın Uçlarına Kadar
Elçi Tomas gerçekten Hindistan’daki kilisenin kurucusu mudur? En azından İpek Yolu üzerinden Edessa’ya, oradan da Kral Gondaphorus’un hüküm sürdüğü Kuzey Hindistan’a ulaşıp müjdeyi paylaşmış olması mümkündür. Bölgedeki bazı Hristiyanlar ayrıca onun Güney Hindistan’da, Kerala’daki Malabar kıyılarında da hizmet ettiğini savunur.
Bu iddia daha tartışmalıdır; ancak Roma İmparatorluğu ile bölge arasındaki yoğun ticaret, bunu tamamen imkânsız kılmaz. Yine de sözlü gelenekten aktarılan kutsal ilahiler ve metinlere dayanıldığı için, tarihçiler Tomas’ın gerçekten Hindistan’ın güneyine gidip gitmediği konusunda kesin bir sonuca varamaz.
Yine de Kerala’daki Hristiyanlığın tarihi oldukça eskidir. Eusebios’un aktardığına göre, ikinci yüzyılda İskenderiyeli bir din bilgini olan Pantainos, Hindistan’a seyahat etmiş ve orada, zaten ibadet eden ve Matta müjdesini okuyan Hristiyanlar bulmuştur. Demek ki gayretli müjdeciler, elçiler dönemindeki denizaşırı hizmet modelini takip etmişlerdi. Hindistan’daki kilisenin kökleri birinci yüzyıla kadar uzanabilir.
Tüm bunlar “şüpheci” bir adamın yapacağı şeyler gibi gelmiyor. Sıradan bir Yahudi’nin yalnızca Edessa’ya kadar gitmesi bile büyük bir çaba gerektirirdi. Tomas’a atfedilenlerin ufak bir kısmını bile gerçekleştirmiş olsa, o cesur bir adamdı.
Belki de artık bu talihsiz lakabı bırakmanın zamanı gelmiştir. Yaşadığı bir anlık şüphe, onu kalıcı bir imansızlığa hapsetmemiştir. Eldeki en sağlam kanıtlara göre, ölümden dirilen Mesih’le karşılaşması onu Doğu’ya uzanan bir müjde hizmetine taşımıştır.
Tarihin en ünlü şüphecisi, aslında çok daha iyi bir adla anılmalıdır: “Cesur Tomas”








